Ana Sayfa Blog

Alevi Örgütleri Gazi Cemevinden Seslendi: Saldırılara Boyun Eğmeyeceğiz, Özür Dileyin

0

Geçen hafta, Grup Yorum üyesi Bas Gitarist İbrahim Gökçek, cezaevindeki arkadaşlarının serbest bırakılması, Grup Yorum üzerindeki baskıların kaldırılması için 323 gün sürdürdüğü ölüm orucu eylemini sonlandırdıktan iki gün sonra hayatını kaybetti.

Gazi Cemevine getirilen Gökçek’in cenazesi polis zoruyla cemevinden alınarak başka yere götürülmüştü. Polis ayrıca cemevinin morg kapısını kırmış, cemevine biber gazıyla saldırmış, içerideki avukatlar da dahil çok sayıda insanı gözaltına almıştı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül ve Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, bugün (13 Mayıs) 7 alevi kurumu adına, polisin biber gazlı saldırısına uğrayan, kapıları ve camları kırılan Gazi Cemevi’ni ziyaret etti.

Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş ve Gazi Cemevi Başkan yardımıcısı Berna Güzel Gündüz tarafından karşılanan Güzelgül ve Fırat bir basın toplantısı yaptılar.

KARATAŞ: ALEVİLER BİR AN ÖNCE ORTAKLAŞMAK ZORUNDA

Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, yandaş medyaya tepki göstererek, Sünni öğrencilerin de içinde olduğu çok sayıda öğrenciye destek verdiklerini anlatarak konuşmasına başladı.

Karataş şunları söyledi.

“Bizim inanç merkezimiz 72 millete aynı nazarda bakan, 82 milyon yurttaşın yüreklerinin ortaklaşmasına dayanan, onların sevgilerine, hoş görülerine sürekli bir dinamik oluşturan bir kurumdur Gazi Cemevi. Cenazemiz alınıp götürülüyor. Bunları şiddetle kınıyorum. Anayasanın 2. maddesi var. Türkiye demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir diyor. Alevi yurttaşların hala meşruiyetinin olmaması, tanınmaması kabul edilemez.
Alevi canlarımız bir an evvel ortaklaşmak zorunda. Bu antidemokratik uygulamaya karşı birlik sesini çıkarmak durumundadır. 82 milyonun yüreklerinin ortak olması noktasında ikrar veririyoruz” diye konuştu.

FIRAT: CEMEVİMİZE SALDIRI BİR TECAVÜZDÜR

Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat ise, Türkiye’deki adaletsizliklere ve hukuksuzluğa dikkat çekerek, “Helin Bölek,  Mustafa Koçak ve İbrahim Gökçek olsun adalete olan güvenlerini yitirdikleri için ölüm orucu yaptılar. Geleneklerimizde kim olursa olsun vefat ettikten sonra candır. Kesinlike hizmetler yapılmasın demeyiz. Kayseri’de mezarın başında polisler bekliyor. Bu insanın vicdanının kabul edeceği bir durum değil. Çocuklarımızı nasıl öldüreceklerinden bahsediyorlar. Cemevimize saldırıyı bir tecavüz olarak görürüz, kabul etmemiz mümkün değil” dedi.

“KENDİ MABEDİNE AYAKKABIYLA GİRMEYE KIYAMAZKEN, BAŞKALARININ MABEDİNE EDEPSİZCE SALDIRIYORLAR”

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül de, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri olmak üzere 7 kurum adınaadına ortak basın açıklamasını okudu.

“Gazi Cemevine yapılan saldırıyı kınıyoruz” başlıklık açıklamada Güzelgül,  “Kendi mabetlerine ayakkabı ile girmeye kıyamazken, başkalarının mabedine edepsizce saldıranların Hakk’ın karşısındaki ikiyüzlülüğü; ne bu cihanda, ne öteki cihanda Hakk defterine makbul yazılmayacaktır” dedi.

“YAŞANANLAR ALEVİ TOPLUMUNU DERİNDEN YARALAMIŞTIR”

Açıklamaya şöyle devam edildi:

“Geçtiğimiz günlerde, Hakk’a yürüyen, Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in, İstanbul Gazi Cemevinden uğurlanması esnasında yaşananlar; Alevi toplumunu derinden yaralamıştır. Alevilere karşı bugüne kadar sürdürülen, iktidarların; kaba, nobran, yok sayan davranışları polis nezdinde devlet kurumları tarafından bir kez daha gösterilmiştir. İbrahim Gökçek’in uğurlama törenine engel olmak isteyen polis tarafından; cenaze erkânı için hazırlık yapıldığı esnada bir siyasi gerilim bahane edilerek, cemevine saldırılmış; kapılar kırılmış, içeride canların üzerine gaz atılmış ve kapısı kırılan cemevi morgu içerisinden cenaze, yine polis tarafından kaçırılmıştır.

“BİR CENAZE TÖRENİNDEKİ TAHAMMÜLSÜZLÜK BİR DEVLET ANLAYIŞI OLAMAZ”

Bir cenaze törenindeki tahammülsüzlük, izahı olabilecek bir devlet anlayışı olamaz. Bu Hakk’a göçmüş bir cana, ailesine ve en nihayetinde Alevi toplumuna saygısızlıktır, ayıptır, günahtır, zulümdür. Cemevi, milyonlarca Alevi’nin ibadethanesidir. Alevilerin tüm mekânları gibi, cemevleri de tüm mihmanlara; mihman olup gelenlere açıktır. 72 millete bir nazardan bakan bizler; kem gözlere, kem gönüllere perde; iyiliğe, barışa, sevgiye sofra olmasını biliriz. Cemevlerimiz adalet arayan, hak ve hukuk diyen, gönlünü açan, sevgiyi, barışı, insanlığı paylaşan herkesin sığınacağı kutsal bir mekândır. Tıpkı, başka inançların mabedi olan Sinagog, Kilise, Cami gibi…
Ve bizim için, asla vazgeçilmezdir.

“CEMEVİNE SALDIRI, DEVLETİN POLİTİK TUTUMU VE GÖZADAĞI VERMESİDİR”

Aleviler, kendi mabetlerine olduğu gibi tüm mabetlere de saygılıdır. Bir ibadethaneye, (hangi inancın ibadethanesi olursa olsun) saldırılmayacağını bilir, yapılan bir saldırıyı da asla kabul etmez. Diğer yandan; Bizim nazarımızda, Cemevine yapılan saldırı, polis tarafından basılması, Alevilerin inancının hiçe sayılması, Alevilere yönelik, devletin politik bir tutumu ve gözdağı vermesidir.

“SAYGISIZLIĞI KABUL ETMİYORUZ, İNANCIMIZA YÖNELİK IRKÇI POLİTİKALARA BOYUN EĞMEYİZ”

Bunu yapmaya çalışanlar bilmeli ki; dün bu politikalar bizi yıldırmadı, bugün de yolumuzdan vazgeçecek değiliz. Alevilerin dişi, tırnağı emeği, inancı ile yapılmış cemevlerimize saygısızlığı kabul etmiyoruz. Alevi toplumu olarak; ifade özgürlüğümüze, yaşama biçimimize, inancımıza, kültürümüze, kimliğimize yapılan ırkçı, mezhepçi saldırılara, nefret, kin ve sevgisizlik etrafında örgütlenmiş bir politikaya asla boyun eğmeyeceğiz.”

“ALEVİ TOPLUMUNDAN ÖZÜR DİLENMELİDİR”

“Bulunduğumuz her alanda barışı, demokrasiyi ve eşitliği, farklı inanç ve kimliklere saygıyı savunan bir toplumuz” denilen açıklamada Alevi toplumundan özür dilenmesi istenerek, şunlar vurgulandı:

– Alevilerin ibadeti cem, ibadethanesi cemevidir. Bunun hala tartışılıyor olması toplumsal barışa ve huzura zarar vermektedir.

– Cemevlerimizde; inancımızın gereğince, Hakk’a yürüyen her cana son görevimizi yaparız.

-Cemalimize gelen her kim ise mihmanımızdır. Mihman da ALİ’dir.

– Cemevimize her ne nedenle olursa olsun; gelen herkes, buranın ibadethane olduğu gerçeğini kabullenmek zorundadır. Aynı özeni herkesten isteriz, bekleriz.

– Aleviler, yüzlerce yıldır gönül imbiğinden süzerek günümüze getirdiği değerlerden vazgeçmeyecektir. Ve kimse bizlerin bu değerleri terk etmesini beklemesin. Bu değerlerimiz üzerinden Alevileri soysuzlaştırmayı, bölmeyi asla başaramayacaksınız.

– Aleviler dün olduğu gibi, bugün de eşit, özgür bir yaşamı kurmaya; inancını kimliğini yaşatmaya; mazlumun yanında, zalim karşısında olmaya; bir olmaya, iri olmaya diri olmaya devam edecektir.

– Hakkımızı istiyoruz, inancımıza saygıyı istiyoruz ve bu ülkede toplumun tüm kesimleri ile barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Bu demokratik ve insani çağrımızı görmezlikten gelmekten vazgeçilmelidir.

– Bunların yanı sıra, yaşananlar nedeni ile Alevi toplumundan özür dilenmelidir.

Gerçeğin Demine Hü… Aşk ile…”

Demokratik Alevi Federasyonu, FEDA Kimdir?

0

Demokratik Alevi Federasyonu / Federasyona Demokratika Elewi / Demokratische Aleviten Fedaration ismini taşır ve kısa ismi FEDA ’dır.

Federasyonumuzun yerleşim adresi Körnebach Str 49 /44137 Dortmound Almanya, yayın organımız iki ayda bir yayınlanan ‘Semah Dergisi’dir.

Federasyonumuz ’un; Almanya, İsviçre, Avusturya, Fransa’da Dergahları, diğer Avrupa ülkelerinde ise komisyon ve temsilcileri bulunmaktadır.

Feda kimler ya da hangi kurumlar ile iş birliği yapar?

Almanya ve tüm Avrupa ülkelerinde “yaşam hakkının kutsallığı” ekseninde Hak ve Hakikat mücadelesi yürüten tüm kurum / kuruluş ve sivil insiyatifler ile mücadele birliği içerisinde hareket eder.

FEDA ’nın amaçları nelerdir ve FEDA Aleviliği nasıl anlatır?

FEDA Aleviliği tanımlamaz, çünkü tanımlar hep eksik kalır.  FEDA Aleviliği yaşar ve yaşatılması için mücadele eder. Ancak tarihsel olarak bir başlangıçtan söz etmek gerekirse; Var oluştan bugüne tarihsel katmanlardan süzülerek kendisini bugüne taşıyan, “Kadim Ortaklık Toplumunun” yaratımı düşün dünyasının birikimi; Aleviliği, toplumsal yaşamın bütünlüğü, inançların / dinlerin / gelmiş geçmil bil cümle felsefelerin birbirinden etkilenme ve etkileme geçirgenliği ilkesi ile ele alıyoruz.

FEDA Felsefik / Mitolojik açıdan Aleviliği nasıl tanımlar?

Var oluşun /doğumun, kaynağında çarana sır‘ı görürüz. Bu eksende Aleviliği, insanlık nehrindeki Hak Süreği/ Hak Yol olarak tanımlar ve hiçbir dinin, inancın eklentisi / uzantısı, içi /dışı veya mezhebi olarak görmez / kabul etmeyiz… Aksine binlerce yıldan bugüne gelen nefeslerimizi ve öğretilerin ışığında; Aleviliğin kendi başına iktidara bulaşmamış, bir inanç olduğunu benimsiyoruz… Tüm Hak Yol inançların anasıdır ve anacıldır.

FEDA’nın kurumsal yapısı nedir / nasıldır?

Kurumsallaşmamızı “Kadim Ocak yapısının modern bir formu / sosyal tesisi olan Dergahlar” biçiminde örgütlemekteyiz.

Dergahlarda ne tür çalışmalar yürütülüyor?

Dergahlarımızda her talibin pirini, her pirin ise talibini bulabilmesine yönelik çalışmalar yürütürken, Aleviliğin yaşanılabilir kılınması yönünde çalışmalar yürütüyoruz. Tüm Alevi Süreklerinin bölgesel farklılıklarını birer zenginlik olarak görmekteyiz. Her bir süreğin kendi özgünlüğünü korumasını hedefleyerek, Alevi Süreklerinin kendi geleneksel yapısı ile bütünleşmesini hedefliyoruz.

Alevilikte kadının yerini sorduğumuzda FEDA’nın buna yanıtı ne olur?

Tarihin birçok evresinde Aleviliğin kadın eksenli bir yaşam biçimi, anacıl bir sistem olduğu bilinmesine karşın; günümüzde adeta yok sayılarak kendi hakikatinden uzaklaştırılan Alevi Kadınların tarihsel kökleri ile buluşmasını hedefleyen çalışmalar örgütler. ‘Yolun sahibi ana’dır ilkesi ekseninde eş başkanlık biçiminde kurumsallaşırken özgün kadın çalışmalarını ayrıca yürütüyoruz. Kadın tartışmasız ‘Mürşidi Kamillullah, Yol Kadındır’

FEDA sadece Avrupada yaşayan Alevilere yönelik çalışmalar mı yapıyor?

Tam tersi, ‘İnsan / Doğa / Mekân /Zaman’ ilişkisinin Alevi varlığındaki mana bilinci ile harket ederek, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan tüm Alevi Süreklerinin, toplumumuz için tarihsel / yaşamsal önem taşıyan mekanlar (ziyaretgahlar ve doğal alanlar) ile arasındaki bağı güçlendirmeyi esas alıyoruz. Bu eksende ülkedeki Alevi Kurumları ile kutsal mekanlarımızda gerçekleşecek, ortak çalışmalar / ziyaretler yapmayı planlıyoruz. Ne zamanı mekândan ne de insanı mekândan kopartıyoruz, tabiat Ana’dır! ‘Cümlenin muradı dünyada cennet’ ne zamanda ne de mekânda sınır tanımıyoruz.

Aleviler’in farklı İnançlara yaklaşımını nedir?

Kadim Yol Düsturlarımızdan ‘72 Alemi bir nazarda görmek’ temel ilkesi ile hareket ederek, farklı inanç, kültür ve etnisiteden olan halklar ve inanç toplulukları ile ‘Toplumsal Barış ve Eşitliği’ gözeten ortak çalışmalar yürütüyoruz. Tüm alanlarda toplumun tüm bireylerinin eşit haklar çerçevesinde yaşayabilmesi bizler için yaşamsal bir ilkedir. Her bireyi, toplumu kendisini tanımladığı biçimde kabul eder

Doğa / İnsan / Mekan ve Zaman birliğini esas alındığında, FEDA’nın ‘Ekoloji’ye yaklaşımı nedir?

Aleviliğin temel öğretilerinden ‘canlı, cansız bil cümle varlığın yaşam hakkını gözeten bir noktadan ekolojiyi değerlendiririz. İnsan –Doğa ilişkisini birbirinden kopuk değil, tam aksine bir bütün olarak ele alır, yürüttüğümüz tüm çalışmalarda da Doğa ve Varlıkları korumayı esas alırız. Vahdet’i Vücut ve Vahdet’i Mevcut esasına göre hareket ederiz.

FEDA’nın ‘ırkçılık ve cinsiyetçi politikalar yaklaşımı nedir?

Alevi öğretisindeki ‘Halka’ sistemi temel kriterimiz, yani; mutlak eşitlik! Her türlü ırkçılığa, cinsiyetçi / homofobik söylem ve politikalara,cins / ulus, inanç kimlikleri üzerinden her yaş grubuna yönelik yürütülen düşmanca tutum ve politikalara, etnisitelere yönelik fiziksel ve politik saldırılara karşı net bir duruşun sahibi, hak ve hakikat mücadelelerinin tarafıyız. Erk’i reddediyor el ele, el hakka temel ilkesini esas alıyoruz…

FEDA sanatı nasıl yorumlar ve bu konuda neler yapar?

Yaşamın, var oluşun ve toplumsallığın gelişimini başlı başına bir sanat ürünü olduğuna inanıyoruz. Toplumsal yaşam, inanç, sanat ve bilimin birbirinden ayrılamayacak bir bütünün parçaları olduğunu, yaşamın sürekliliği adına her birinin vaz geçilmez olduğunu kabul ederek tüm çalışmalarımıız bu temelde organize ediyoruz.

Ait olduğumuz coğrafyada son iki yüzyıllık süreçte onlarca kez katliam ve soykırıma maruz bırakılarak, ölümler ile terbiye edilmeye çalışılan, savaş politikaları ile köklerinden kopartılarak kentlere sürülen, yol, ikrar / pir, talib ilişkisi adeta yok edilmeye çalışılan tüm Alevi Süreklerinin Kadim Tarihsel Kökleri ile bütünleşmesini, zorunlu göç ve katliamlar ile bir sonraki nesle aktarımı engelleden kültürel değerlerimizin güncellenerek yaşama dahil olmasını hedefliyoruz. Kadim değerlerimizin yok edilmeden önce korunarak birey / aile / toplum yapılarının kültürel / ahlaki erezyona karşı korunabilmesi, gençlerimizin kimlik bunalımı içerisinde elimizden kayıp gitmemesi için gelin hep birlikte mücadele ederek asimilasyon ve kültürel soykırımı durduralım!

Pir himmeti Xızır gayretiyle, deryada damla misali Hak ve Hakikat arayışımızda cümle canları mihr’i muhabbet ile selamlıyoruz.

                        Demokratik Alevi Federasyonu Yönetim Kurulu

Pir İnanç Dolu: Biri istedi diye cem yapılmaz

0

Nazımiye’nin Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevi’nde vali, kaymakam ve askerlerin katılımıyla yapılan ceme, Aleviler yoğun tepki gösterdi. Söz konusu cemin inanca yönelik bir müdahale olduğunu söyleyen Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Biri istedi diye cem yapılmaz yüzyıllardır pirlerin, taliplerin ibadet esnasında söyledikleri gibi ‘Hakk için ola seyir için olmaya’ sözü tam bu nokta içindir. Bizim ibadetimiz sadece toplanmak, deyiş söylemek sonrada semah dönmek değildir” dedi.

Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevi’nde Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan, Nazımiye Kaymakamı ve askerlerin katılımıyla cem yapıldı. Alevi toplumunun tepkisini çeken cemi, kaymakamın istediği ortaya çıktı.

“BİZİM İBADETİMİZ SADECE DEYİŞ SÖYLEYİP, SEMAH DÖNMEK DEĞİLDİR”

Cem gününün inanç açısından bir anlamı olması gerektiğini vurgulayan İnanç Dolu, “Biri istedi diye cem yapılmaz, yüzyıllardır pirlerin, taliplerin ibadet esnasında söyledikleri gibi ‘Hakk için ola seyir için olmaya’ sözü tam bu nokta içindir. Bizim ibadetimiz sadece toplanmak, deyiş söylemek sonrada semah dönmek değildir. Cem ruhen, vicdanen, ve aklen bir olmaktır. Alevi bir vali, bir kaymakam yada başka kurum amiri olabilir, ama buda ona özel cem yapma ya da yaptırma yetkisi vermez. Tam bu noktada ‘Kırklar Cemi’ mitolojisi gelir akla. Cem erkânına katılan canlar cemal cemale ve birdir. O yüzden kimse kartviziti, makamı ve üniformasıyla gelmez. Pirler bir yere seyahat ettiklerinde namerde muhtaç olmamak için heybelerinde ekmeklerini taşırlardı. Ismarlama cem hizmeti yapanlarsa mevki makam uğruna bu duruma düşmemeliydi” dedi.

Yeni bir ‘Alevi açılımı’ndan bahsedildiği bu günlerde, Alevi pirlerine ve cemevi çalışanlarına maaş söylemleriyle böyle bir cemin konuşulmasının manidar olduğunun altını çizen Dolu, “Zorunlu din derslerine ilave olarak, din derslerinin 4-6 yasa kadar düşürülmesi, Aleviliğin bir inanç, cemevlerininde ibadethane olarak kabul görmemesi gibi önemli konuları konuşmamız gerekirken Alevi pirlerine maaş verilmesi gibi basite indirgenmesi kabul edilemez bir durumdur. Önemli olan her inancın resmi olarak aynı düzeyde görülmesidir. Alevi pirleri ve talipleri birlikte oluşturdukları rıza toplumu içerisinde bugüne gelmiştir. Maaş almazken talip toplumunun erkânını yürüten pirler kimseye muhtaç kalmamıştır. Bugün bu inanç o pirler ve o taliplerle ayaktadır” diye konuştu.

“KİMSENİN İBADETİMİZE MÜDAHALE ETME HAKKI YOKTUR”

Kurumlar, kurum amirleri, belediyeler ziyaretlere ve cemevlerine hizmet götürürken vatandaşlık hakkı çerçevesinde yaklaşması gerektiğini belirten Dolu, “Milletvekilleri, işadamlarımız da bir lokma verirken, diğer canlarımız gibi davranmalı. Bu lokmaları ve hizmetleri reklam amaçlı kullanmamalı. Pirler ve cemevi görevlileri de buna müsaade etmemeli. Kimsenin bize ibadeti öğretmesine, ibadetimize müdahale etmesine hakkı yoktur. Murşidler, pirler ve rehberler talipleri ile birlikte bugüne kadar bu hizmetleri yapmışlardır, mevki makam pesinden koşmadan, kartvizit ve etiket istemeden. Şimdi bakıyoruz siyasi parti temsilcileri isimlerinin önüne ocakzade etiketi yapıştırmış. Bizim yolumuz can incitmemiş, eline beline diline sahiplerin yoludur. Büyük, küçük, erkek ve dişi demeyenlerin, can olanların yoludur. Makamımız yol, ibadetimiz cemdir” diye konuştu.

PİRHA/DERSİM

Zülfikar Dergisi’nin Eylül-Ekim-Kasım sayısı okuyucu ile buluştu

0

Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) yayın organı olan Zülfikar Dergisi’nin Eylül-Ekim-Kasım sayısı ‘Baweriya Me Reberiya Meye’ başlığıyla çıktı.

Siyasi, kültürel ve inanç dergisi olan Zülfikar Dergisi’nin Eylül-Ekim-Kasım sayısı okuyucu ile buluştu. Derginin yeni sayısı ‘Baweriya Me Reberiya Meye’ başlığıyla çıktı.

Alevilikle ilgili pek çok yazının yer aldığı derginin Eylül-Ekim-Kasım 2021 sayısında şunlar yer alıyor:

  • Başka bir dilde ölmek: Dersim idamları ve Seyid Rıza/ Nesimi Aday

  • Dersim yeniden kuşatılırken / Koçer Haki Pir

  • Reya Heq /Hakk yol Alevilik ekonomi politiği / Bülent Felekoğlu

  • Yol ile yol alana, yol şifadır / Naz Atmaca

  • Alevilik inancında kadına bakış açısında gelinen nokta / Fadime Ardil

  • Erkek egemen tecavüz kültürüne karşı Alevilik / Aynur Şahin Özdemir

  • Çerxê tarihî de Raa Haqi/ Hüseyin Ozan

  • Sanatçı Gülseren Kılıç ile söyleşi

*12 Eylül Erdal Eren anısına / Yüksel Mutlu

  • Alevilikte musahiplik ve ikrar/ Ali Kalik

  • Her yönüyle Alevi kadını / Erdoğan Sevin

(HABER MERKEZİ)

Gülüstan Kılıç Koçyiğit: Cem tiyatro değil, inançsal bir ritüeldir!

0

Nazımiye’nin Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevinde vali, kaymakam ve askerlerin katılımıyla yapılan ceme, Aleviler yoğun tepki gösterdi. Söz konusu cemin inanca yönelik bir müdahale olduğunu söyleyen HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, “Cem tiyatro, halk oyunu değil, inançsal bir ritüeldir ve sadece o inancın gerçekten parçası olmak isteyenler girebilir. ‘Hadi bir cem tutun görelim’ diyen devlet yetkililerinin orada oturmaları mümkün değildir” dedi.

Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevi’nde Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan, Nazımiye Kaymakamı ve askerlerin katılımıyla cem yapıldı. Alevi toplumunun tepkisini çeken cemi, kaymakamın istediği ortaya çıktı.

Nazımiye Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevinde vali, kaymakam ve askerlerin katılımıyla yapılan ceme tepki gösteren HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit PİRHA’ya konuştu.

Yeryüzündeki bütün inançlar saygılı olunması gerektiğini söyleyen Koçyiğit, “Ama ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllardan beri Alevi toplumu her zaman inancı asimile edilmek istenmiş. Aleviler de buna karşı bin yıldır direniş sürdürerek inancını bugüne kadar getirdiler. Geldiğimiz yüzyıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Alevi inancını yok sayan tutumunun değişmeden devam ettiğini görüyoruz. Devletin halen Aleviliğin ne olduğunu tartışıyor ve Aleviliği bir kalıba sokmaya çalışarak Sünniliğin yan dalı gibi gösterme arayışları var” dedi.

“İNANCIMIZI KORUMAK HER ALEVİ YURTTAŞIN GÖREVİDİR”

Nazımiye Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevi’nde vali, kaymakam ve askerlerin katılımıyla yapılan cemin inanca yönelik bir müdahale olduğunu vurgulayan Koçyiğit, “Bu artık ‘bir cem tutun da bakalım nasıl tutuyorsunuz’ olayına dönmüş durumda. Yapılanlar kabul edilecek şeyler değildir” dedi. Koçyiğit, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Valilerin, kaymakamların, askeri personelin oturması ve oradaki halkımızın da cem tutması diye bir şey olamaz. O bir cem olamaz zaten. Cem tiyatro, halk oyunu değildir, inançsal bir ritüeldir ve sadece o inancın gerçekten parçası olmak isteyenler girebilir. ‘Hadi bir cem tutun görelim’ diyen devlet yetkililerinin orada oturmaları mümkün değildir. Çünkü cemde can olunur, daha önce de Ahmet Davutoğlu’nun gelip Tunceli Cemevinde posta oturması veya başkalarının makamlarından mevkilerinden aldıkları güçle o inancın mekanında oturmaları ve o inanca yönelik müdahalede bulunmaları kesinlikle kabul edilecek bir durum değildir. Buna bir şekilde karşı çıkmayan veya çıkamayanların da kendisini gözden geçirmesi gerekiyor. Alevi inancı böyle asimile olur, böyle yok olur. ‘Herkes gelsin bir şey olmaz’ derse ortada inanç diye bir şey kalmaz, inancımızı korumak her Alevi yurttaşın görevidir. Bu konuda Alevi toplumunun da ciddi eksiklikleri olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor. Aleviler de inancını korumakta ve gelecek nesillere aktarmakta ne yazık ki sorunlar yaşıyorlar” diye konuştu.

PİRHA/DERSİM

İLGİLİ HABERLER:

1-Tunceli Valisinin ve askerlerin ceme katılması tepki çekti: Cemevleri, gösteri alanı değildir!

2-Nazımiye’de tepki çeken cemi Kaymakam istemiş: Bu kadar hizmet ettim bir cem yapayım!

                                                                                             <br>

‘Somut deliller ile Erdoğan’ın, Alevi nefretini belgelemiş olacağız’

0

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK ) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Alevi hareketi ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamalarına karşı dava açmaya hazırlanıyor. PİRHA’ya konuşan Öker, “Erdoğan’ın kamuoyunu yanıltan, gerçek dışı bilgiler aktaran, Avrupa örgütlenmemize yönelik itibarsızlaştırma ve nefret söylemlerine karşı dava açacağım. İddia ettikleri şeyleri kendisinden tek tek ispatlamasını talep edeceğiz” dedi.

AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dava açmaya hazırlanıyor. Öker, Avrupa Alevi hareketi ve şahsının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hedef gösterildiğini ifade ederek “Erdoğan, Başbakanlığı döneminden Cumhurbaşkanlığı dönemine kadar defalarca Avrupa Alevi hareketine karşı gerçek dışı, temelsiz iddialarla kamuoyuna yanlış bilgiler aktardı” dedi.

“NEFRET SÖYLEMLERİNE KARŞI DAVA AÇACAĞIM!”

Turgut Öker, AABK başkanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açtığı 11 dava dosyasına işaret ederek “Erdoğan’ın genel iddiası, ‘Özellikle Almanya’da yeni bir din, Alisiz Alevilik icat ediliyor. Alman devleti bu kuruluşu finanse ediyor. Ne kadar olumsuz kavram varsa ard arda bunu kullandı. Bu iddia ettikleri şeylere dair mahkemelerde gerekli cevapları verdim. Kendisinin kamuoyunu yanıltan, gerçek dışı bilgiler aktaran, Avrupa örgütlenmemize yönelik itibarsızlaştırma ve nefret söylemlerine karşı dava açacağım. İddia ettikleri şeyleri kendisinden tek tek ispatlamasını talep edeceğiz” dedi.

“ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNE NEFRET SAÇTIĞINI BELGELEMİŞ OLACAĞIZ”

Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Avrupa Alevi örgütü 30 milyon Euro maddi destek alıyor” iddiasının temelsiz olduğunu ifade ederek İslami kuruluşların Alman hükümetinden aldığı rakamları da açıkladı. “Elimizdeki somut deliller var” diyen Öker, şu açıklamayı yaptı:

2014, 2015 yıllarındaki söylemlerinden, Almanya’ya geldiği zaman verdiği demeçlerinden, benim adaylık dönemimdeki yaptığı mitinglerde yuhalatmalarına bakılır ise sadece adımı söylemiyor. En son CHP’den vekil adayı olduğumu belirten bir yanlış söylemi oldu. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) kurucu başkanlığını ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) da 13 yıl genel başkanlığını yaptım. Merkel hükümetinin resmi İslami kurumlara ve Alevilere 2014-2017 yıllarında sosyal çalışmaların desteklenmesi adı altında hangi kuruma ne kadar destek verdiğinin Almanca dokümanı elimizde bulunuyor. HDP Milletvekilimiz Zeynel Özen, önümüzdeki Salı günü gerçekleşecek oturumda bu bahsedilen finansal rakamları dile getirecek.

2014-2017 yılları arasında İslami kuruluşların Alman hükümetinden almış oldukları maddi destek 8 milyon Euro’ya yakın. Erdoğan’ın 30 milyon Euro maddi destek alıyor dediği Avrupa Alevi örgütümüzün aldığı maddi destek ise 600 bin Euro. Elimizdeki somut deliller ile Erdoğan’ın Almanya Fonlanan Kurumlar gerçeklerini çarpıttığını ve bilinçli bir şekilde Alevi örgütlenmesine nefret saçtığını belgelemiş olacağız.”

Berfin YILDIZ/İSTANBUL

Almanya’da fonlanan dini kurumlar

 

Fırat: Aysel Tuğluk’a ‘hafızasızlaştırmayı’ dayatan zihniyet hukuksuzluğa son vermeli

0

ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, cezaevinde durumu giderek ağırlaşan ve hayati risk taşıyan HDP önceki dönem Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’a yönelik hukuksuzluğa son verilmesi çağrısında bulundu. Fırat, “Aysel Tuğluk’a ‘hafızasızlaştırmayı ’ dayatan zihniyetin acımasız ve vicdansız olduğunu düşünüyoruz ve Tuğluk nezdinde tüm tutuklular üzerinden yürütülen düşmanca hukuka son verilmesini diliyoruz” dedi.

Kandıra F Tipi Cezaevi’nde 5 yılı aşkın bir süredir tutulan HDP önceki dönem Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun kötüleşmesi sonucu başlayan hafıza kaybıyla ilgili olarak birçok çevreden serbest bırakılmasına dair çağrılar gelmeye devam ediyor.

Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Aysel Tuğluk şahsında hasta tutukluların savaş-ölüm siyasetiyle veya ayrımcılıkla ötekileştirilip hayatlarını kaybetmelerine seyirci kalınmaması çağrısında bulundu.

“TUĞLUK NEZDİNDE DÜŞMANCA HUKUKA SON VERİLMELİ”

Fırat, Aysel Tuğluk’a ‘hafızasızlaştırmayı ’ dayatan acımasız ve vicdansızlığın Aysel Tuğluk nezdinde tüm tutuklular üzerinden yürütülen düşmanca hukuka son verilmesi gerektiğine vurguda bulunarak şunları belirtti:

“Bir tutuklunun hakları önce insan olmaktan kaynaklamakta olup, özgürlüğün kısıtlanmasının mecburi kıldığı ölçüde sınırlandırılması haricinde, o kişinin hak ve yaşam özgürlüğü elinden alınmamalıdır. Kişinin her koşulda insani haklarına ulaşabilmesi için, devletin doğrudan hak ihlalini durdurması ve hukuki koruma sorumluluğunu yerine getirmesi gerekir. Bizler öncelikle adaletin gerçekleşmesine hizmet edecek “toplumsal vicdanın” hukuk devleti ilkesine göre gelişmesini, hasta tutukluların savaş-ölüm siyasetiyle veya ayrımcılıkla ötekileştirilip hayatlarını kaybetmelerine seyirci kalınmamasını istiyoruz ve her tutuklunun bir can taşıdığı ve o canın ölümüyle toplumsal hıncın yatıştırılacağı gibi insanlık dışı bir tavrın yanlış olduğuna inanıyoruz.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, partinin önceki dönem Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’a ‘hafızasızlaştırmayı ’ dayatan zihniyetin acımasız ve vicdansız olduğunu düşünüyoruz ve Tuğluk nezdinde tüm tutuklular üzerinden yürütülen düşmanca hukuka son verilmesini diliyoruz.”

(HABER MERKEZİ)

İLGİLİ HABERLER:

1-Dersim Barosu: Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutukluların infazı ertelensin2- Sanatçı Aynur Doğan, hasta tutuklu Aysel Tuğluk için adalet istedi3-Ali Kenanoğlu: Alevi kurumları, Aysel Tuğluk’a olan vefa borcunu ödemeli!4-‘Hafıza kaybı’ yaşayan Aysel Tuğluk için infaz erteleme talep edildi5- ‘Aysel Tuğluk, annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar’6-ATK, Aysel Tuğluk’un talebini reddetti7-‘Aysel Tuğluk bir an önce tahliye edilmelidir’

PİRHA çalışanları: Alevi toplumuna can olmaya devam edeceğiz-VİDEO

0

Pir Haber Ajansı (PİRHA), 5. yılını geride bıraktı. Aradan geçen bu süreçte değerli haberlere imza atan ve Alevi topluma ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk niteliği taşıyan Pir Haber Ajansı emekçileri 5. yılını kutladı. 

Aradan geçen 5 yıl içerisinde Alevilerin haber ajansı olarak sahneye çıkan, birçok önemli habere imza atan, tüm ezilenlerin seslerini duyurmayı başaran, kamuoyunun özgür ve doğru haber alma hakkını ve meslek onurunu korumayı sürdüren ajansımız 5.  yılını kutluyor.

OHAL şartlarında kurulan, fikir ve gücünü özgür basın geleneğinden alan Pir Haber Ajansı, tüm baskı ve engellere rağmen 5. yılını geride bıraktı. 5 yıl içinde gerçeklerin karanlıkta kalmaması için sürekli doğruları yazdı ve toplumun sesi olmaya çalıştı.

Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk niteliği taşıyan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Alevilerin inanç dünyasından günlük yaşamına, maruz kaldıkları hak ihlallerine kadar tüm süreklerin sesi olmaya devam ediyor.

PİRHA bu anlamda, ülkenin dört bir yanında devam eden ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin elektriklerinin kesilmesi, cemevlerine önünde korsan hoparlörlerle ezan okunması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiren Alevilere yönelik hak ihlallerini yılmadan ekranlara taşıdı.

Alevi toplumunun sesi olma yolunda hızla ilerleyen PİRHA, internet üzerinden yayın yapmaya 2016’nın Kasım ayında başladı. Kısıtlı koşullara rağmen oluşturduğu muhabir ağıyla görülmeyen, verilmeyen haberlere imzasını attı, atmaya devam ediyor.

“PİRHA, ALEVİ TOPLUMUN KENDİSİNİ İFADE ETME ALANI OLDU”

Pir Haber Ajansı (PİRHA) Haber Müdürü Turabi KİŞİN:

“Pir Haber Ajansı yayın hayatına başladığından bugüne 5. yılını geride bıraktı. Her şeyden önce bu alanda emeği olan arkadaşların emeğine sağlık. PİRHA’nın hangi koşullarda yayın hayatına başladığına iyi bakmak gerekiyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra AKP hükümeti mevcut durumu, ‘Allah’ın bir lütfu’ olarak değerlendirerek, ne kadar muhalif gazete, televizyon, ajans varsa hepsini kapattı. Kanun Hükmünde Kararnameler ile çeşitli biçimlerde sadece kendisine ait havuz medyasını ayakta bıraktı.

Elbette kapatılan gazete, televizyon ve ajanstan arkadaşlar çeşitli mecralarda bir şekilde toplumun sesi olmaya çalıştılar. Pir Haber Ajansı olarak böylesi koşullarda elimizde ne ciddi bir teknik ne de imkan vardı.  Bir grup arkadaş bir araya geldik ve elimizdeki kısıtlı imkanlarla başladık. PİRHA inanç merkezli bir ajans. Alevi toplumunun kendisini ifade edebileceği, demokratik toplum olma yolunda sözünü söyleme, ülkenin demokratikleşmesi, mevcut tekçi devlet zihniyetinden çıkıp çoğulculuğu esas alan ve farklıların kendisini bir arada yaşatacağı arayışında olan Alevi toplumunun kendisini ifade etme alanı oldu PİRHA.

Elbette bir alt yapımız vardı ve özgür basın geleneği üzerine şekillendik. Tabi ki sadece Alevi toplumunun sesi olma yolunda bir çabamız yok. Dışlanan dezavantajlı tüm toplumsal kesimler, sömürüden-iktidardan uzak olan ve varolan çıkar merkezlerinden zarar gören bütün toplumsal kesimler kendilerini bu ajansta ifade edebilmelidir noktasında bir yayıncılık ilkesini esas aldık. Elbette eksiklerimiz oldu, olacaktır da. Dostlarımızdan, okuyucularımızdan bizimle birlikte bu ajansı büyütmelerini bekliyoruz. Çalışan arkadaşlarımızın dışında gönüllü olarak destek olan çok sayıda dostlarımıza teşekkür ediyoruz.”

“ALEVİLERİN SORUNLARI, HAK VE TALEPLERİNİ DİLE GETİRME NOKTASINDA ÖNEMLİ BİR YOL ALINDI”

Pir Haber Ajansı (PİRHA) Yöneticisi Veli Haydar GÜLEÇ:

“2016 yılı 15 Temmuz’undan sonra Türkiye yeni bir sürece girdi. Bir taraftan OHAL ilan edilirken diğer taraftan Kanun Hükmünde Kararnameler ile muhalif olan kesimlere ciddi bir operasyon başladı. TV10, o sürecin önemli televizyon ve görsel medyalarından biriydi. Alevi toplumunda ciddi bir karşılığı oluşmuştu. Bir gün bizim de kapımız çalınarak kapımıza bir mühür vuruldu ve TV10’un kapatılması sağlandı. TV10 ile bir taraftan hukuk mücadelesi verirken diğer taraftan da sokaklarda hak arayışı mücadelesini sürdürüyorduk.

Susturulmuş toplumun sesi olmak için bir şeyler yapmanın çabası içerisindeydik. Ajans fikri o süreçte gündeme geldi, önemli tartışmalar yürüttük. Arkadaşlarımızla hem fikir olarak bu adımı attık. Bizleri zorlayan ekonomik koşullar ve baskılar devam etmekteydi. Taksim’de küçük bir yer tutarak ajansımızın faaliyetlerine başladık. Çok heyecanlı bir süreçti. PİRHA bu süreçte Aleviler, sosyalistler, emek çevresi, Kürtler içerisinde yani ötekileştirilen bütün kesimler içerisinde ciddi karşılık buldu. Ötekilerin sesi olmak önemliydi ve biz o sesin sahibi olmak istiyorduk. Muhabir ve haber kaynağımız çok sınırlıydı.

Kimsenin görmediği, görmek istemediği, vermediği haberleri verdik. En çokta Alevilerin yaşadığı sorunları, zorlukları, hak ihlallerini, hak ve taleplerini toplumla buluşturmak istiyorduk. Burada önemli oranda yolda alındı. Alevilerin taleplerinin hayata geçebilmesi, toplumsal anlamda karşılık bulabilmesi için Alevilerin görünür olması gerekiyordu. Biz de bunu görünür kılmaya çalıştık ve çalışıyoruz da. Toplumun demokratik reflekslerini, taleplerini görünür kılmak istiyorduk. Bugün yaşadığımız zorluklar bizlerin daha çok çalışmamızı gerektiriyor. Emeği olan arkadaşlarımızı kutluyorum.”

“ASİMİLASYON, HAK VE TALEPLER KONUSUNDA FARKINDALIK YARATTIK”

Pir Haber Ajansı (PİRHA) Haber Şefi Nilgün METE:

“2016 yılından beri birçok arkadaşımız ve Alevi toplumunun emeği ile PİRHA’yı bugüne taşıdık. Alevilerin sorunlarını dile getirecek bir mecra eksikliği vardı. Bizler, Alevi toplumunun sesi olmak için yola çıktık. Hem biz topluma hem de toplum bize katkı sundu. Alevilerin sorunları, asimilasyon politikaları, hak ve talepleri anlamında bir farkındalık yarattık diye düşünüyorum. Alevi toplumu zaman zaman hak ihlalleri haberleri, kültür-sanat haberleri ve ibadetleri ile ajansımızda yer buluyor. Kentlere göre köylere ulaşmakta zorluk çekiyoruz.

PİRHA’da olmaktan mutluyum. Alevi inancı içerisinde daha çok yoğrulmaya, inancımı daha çok tanımaya başladım. Bizler de piştik, öğrenmeye başladık. Bu da, PİRHA’nın Alevi toplumuna bir hizmetidir. Bu hizmette benim de bir payım varsa bundan çok mutlu oluyorum. Ajans, benim bir evim, bir parçam gibi oldu.”

“ALEVİLER, PİR HABER AJANSI İLE GÖRÜNÜR OLMAYA BAŞLADI”

Eski PİRHA çalışanı/CAN TV Haber Müdürü Elif SONZAMANCI:

“PİRHA kendi alanında bir ilki başararak Alevilerin tek haber ajansı oldu. Sadece seçim vesilesiyle veya belli başlı günlerde hatırlanan Aleviler TV10 vesilesi ile görünür oldular. TV10 kendi alanında bir ekol oldu. Aslında sadece bir televizyon değil Alevilerin buluşturucusu ve harekete geçiren misyon edindi. Bunlar da değerli ve kıymetliydi. Fakat KHK’ler ile muhalif basın kapatıldı.

Hep tartışılan, Alevilerin dünyasını yansıtan ve kendilerini bulabileceği bir ajans fikri konuşuluyordu. Bu fikir çok kısıtlı koşullarda pratiğe geçti. 5 yıldır da bu misyonunu sürdürmeye devam ediyor. Edindiği deneyimler önemliydi ve bu deneyimleri bir adım ötesine taşımayı başardı. Nitekim bugün iktidarın ötekileştirici dilinden etkilenen toplumların başında Aleviler de geliyor.

Türkiye’de muhalif basın olmak zor ve bir çok baskıyla karşılaşıyor. Pir Haber Ajansı da bunlardan biri. Fakat belli bir özelliğiyle ayrılıyor. Alevi dünyası, bir çok mecrada detaylı işlenen bir dünya değil. Alevi dünyası bugüne kadar hak ettiği gibi yansıtılamadı. Aleviler, Pir Haber Ajansı ile birlikte TV10 ve CAN TV ile bu mecrada görünür olmaya başladı. Umut ediyoruz ki; bu gelenek daha çok sürecek ve PİRHA’ dan daha çok haber alacağız.”

“EMEĞİNİZ HAK DEFTERİNE, TARİH DEFTERİNE, GÖNÜLLERE YAZILA”

CAN TV Genel Yayın Yönetmeni Zeynel GÜL:

“Konuşmayanların, konuşturulmayanların, öteki gösterilenlerin, sessizlerin sesi olmak için yola çıkan Pir Haber Ajansı’nın 5. yılını kutluyoruz. Ülkemiz tarihinin en zor koşullarında. Alevilerin, doğası için direnenlerin, haklarını arayanların, fabrikada çalışan işçilerin, hakları için direnen madencilerin yani kısacası ezilen tüm hakların yanında ve emeğini savunanların sesini duyurmak için en zor şartlarda çalışan arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. 5 yılın tarihini yazdılar ve geleceğe bir not yazdılar. Nice yaşlara. Emeğiniz hak defterine, tarih defterine, gönüllere yazıla. Hızır yar ve yoldaşınız ola.”

“HAKİKATLERİN ÜSTÜ ÖRTÜLEMEZ”

Pir Haber Ajansı PİRHA Dersim Muhabiri Cihan BERK: Kurulduğumuz günden beri başta Aleviler olmak üzere ezilen halkların, işçilerin, emekçilerin ve köylülerin sorunlarını dile getirmeye devam ettik ve bundan sonraki süreçte de baskılara rağmen bu sorunları dile getirmeye devam edeceğiz.

Pir Haber Ajansı PİRHA Ankara Muhabiri Melis CİDDİOĞLU: Pir Haber Ajansı, başka habercilikte 5. yılını geride bıraktı. Alevilerin ve ötekilerin sesi olma yolunda daha nice yıllara.

Pir Haber Ajansı PİRHA İstanbul Muhabiri Barış KOP: Gerçekler karanlıkta kalmasın, kısılmaya çalışılan sesler duyulsun diyerek çıktığı yolda Pir Haber Ajansı 5. yılını geride bıraktı. Birileri istediği kadar penguen belgeselleri yayınlasın, istedikleri kadar toz pembe bir tablo çizsin. Fakat öyle olmadığı aşikar. Halkın doğru haber alma hakkını savunanlar da var. Üzerimizdeki baskının farkındayız, fakat hakikatlerin üstü örtülemez, gazetecilikten de vazgeçilemez.

“NEFESSİZ BIRAKILARAK BOĞULMAK İSTENEN ALEVİLİĞE NEFES OLDU”

Pir Haber Ajansı PİRHA İzmir Muhabiri Ersin ÖZGÜL:

Ajans ilk kurulduğu dönemde gönüllü muhabir olarak başladığım PİRHA’nın 5. yılında halen İzmir muhabirliğini devam ettiriyorum. Uzun yıllar boyunca Alevi toplumunun kendisini ifade edeceği araçları hiç olmadı. Merkezi politikalar ekseninde basın ve görsel medya Alevi toplumuna kapalı tutuldu, tutuluyor da.

Doğal olarak Alevi toplumunun kültürü, inancı, yolu, doğası, toplumsal ilişkileri, direnişi ve acıları hem muhalif medyada hem de genel medyada hak ettiği değeri görmedi. Aleviler, hem kendi hak ve talepleri, hem de ülkenin genel sorunlarına yani demokrasi sorununa dahil olmada TV10 ile bir imkan ve olanak yakaladı. O süreçte bende TV10’un  yakından takip ediyordum. Bu imkan OHAL süreci ile Alevilerin elinden alındı, birçok muhalif medya, gazete ve televizyon kapatıldı. Alevilerin sesine mühür vurulmaya çalışıldı.

Çeşitli kurum, Alevi örgütleri, ana, pir ve toplumla yapılan tartışmalar sonucunda PİRHA kuruldu. Sınırlı sayıda arkadaş ve imkanla yayın hayatına geçen PİRHA Alevi süreklerinin ve ülkedeki tüm farklılıkların gözü, kulağı olmayı başardı. Değerli bir sahiplenilmeye başardı. PİRHA, nefessiz bırakılarak boğulmak istenilen Alevilere nefes oldu.

Sistem toplumları belleksizleştirerek, görünmez kılmak istiyor. Belleksiz toplumlar da sürekli aynı acıları ve tarihsel dönemeçleri yaşamak ile yüz yüze kalıyor. Bu anlamda PİRHA’da toplumsal hafızayı diri tutan bir misyonun sahibi olarak deklanşörünü hakikate çevirdi.

Aradan geçen 5 yıl içerisinde Alevilerin haber ajansı olarak sahneye çıkan, birçok önemli habere imza atan, tüm ezilenlerin seslerini duyurmayı başaran, kamuoyunun özgür ve doğru haber alma hakkını ve meslek onurunu korumayı sürdüren ajansımız 5. yılını kutluyorum.

PİRHA/İSTANBUL

                                                                                             <br>

Türkdoğan: İnsan hakları haftasındayız; Alevilerin istekleri ne zaman yerine getirilecek?-VİDEO

0

İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Alevi toplumunun talepleri üzerinden 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü değerlendirdi. Türkdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen Türkiye’de Alevilere ayrımcılık yapıldığını belirterek iktidara yönelik “Aleviler kendilerini nasıl ifade etmek istiyorsa o şekilde kabul edin. Önce siz şu Sünni dünyadaki DAİŞ sorununu tartışın” yorumunda bulundu.

İnsan Hakları Bildirisi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından Haziran 1948’de hazırlandı ve 10 Aralık 1948’de Genel Kurulun Paris’te yapılan oturumunda kabul edildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Aralık 1950’de gerçekleştirdiği toplantıda, “10 Aralık” gününü, “İnsan Hakları Günü” olarak ilan etti. Peki, Türkiye’de Alevi sorunu nezdinde İnsan Hakları Günü ne anlam ifade ediyor, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ile konuştuk.

“ALEVİLER AYRIMCI MUAMELEYE MARUZ KALMAKTA”

İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı taleplerinin ne oranda karşılık bulduğunu değerlendirdi.

Türkdoğan, Türkiye’nin son birkaç yılda daha da otoriterleştiğini ifade ederek “2015 yılındaki barış ve çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlanınca başlayan çatışma sürecinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz” dedi. AKP’nin, tekçi anlayışta ısrarcı olduğunu söyleyerek mevcut rejimin, özellikle farklı inanç ve kültürler için baskıcı bir ortam oluşturduğunu vurgulayan  Türkdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin kesinlikle karşılık bulması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde bazı çekinceleri var. Ama buna rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok önemli kararlar üretti. Özellikle zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili… Konu ile ilgili Türkiye kimi değişiklikler yaptığını ifade etti ve Alevi inancının da ders kitaplarına girdiğine dair görüş belirtti. Ama buradaki talep, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasıydı.

Aileler dilerse dilekçe yazıp çocuklarını bu dersten muaf tutabiliyor ancak bu defa da öğrenciler arasında ayrımcılık oluşabiliyor. 2 Aralık’taki Avrupa Konseyi toplantısında da bu duruma dikkat çekiliyor, yani ‘başka çözüm önerileri bulmanız gerekir’ deniliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bulduğu aslında bir çözüm değildir. Bu ancak reşit olmuş üniversiteye giden gençler bakımından bir çözüm olabilir. Türkiye’de Alevilerin maruz kaldığı en önemli sorunlardan bir tanesi, ayrımcı muameleye maruz kalmalarıdır.

Avrupa Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu’nun, Türkiye’ye 2016 yılında verdiği tavsiyeler vardı. Bunlar 22 adet tavsiyedir. Bu tavsiyelerden bir tanesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 numaralı protokolünün onaylanmasıdır. Yani orada ayrımcılığın temelleri sayılıyor ve o ayrımcılık temelleri içerisinde Alevi inancını da kapsayacak şekilde dini veya felsefi inanç kavramı vardır. Türkiye halen bu noktada bu protokolü onaylama sürecinden uzak durmaktadır.”

“ALEVİLERİN İSTEKLERİ NE ZAMAN YERİNE GETİRİLECEK?”

İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son kararlarına da işaret ederek cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması gerektiğini söyledi. Türkdoğan, hükümetin Alevi politikalarını “İnsanların inancını belli kalıplar içerisine koyamazsın” sözleriyle eleştirerek şöyle devam etti:

“Hükümet, aşağı yukarı 10 yıldır Alevi çalıştayları yaptığını söylüyor. Peki Alevilerin istekleri ne zaman yerine getirilecek? İnsan Hakları Haftası’ndayız ve bu soruları hükümete sormak gerekiyor.

Alevi kurumlarının tamamı cemevlerinin ibadethane statüsünde tanınması noktasında hemfikirdir. Yani Türkiye’de iktidar ‘Alevilerin bir kısmı şöyle, bir kısmı böyle düşünüyor’ diyemez. Uluslararası Hukuk ‘Aleviler, cemevlerinin ibadethane sayılmasını istiyorsa onu kabul edeceksiniz’ diyor. Yani sorun elektrik ve su parasının ödenmesi sorunu değil. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 2 Aralık 2021 tarihli kararında aynen şöyle söylüyor: Yerel yönetimler vasıtasıyla bulunan çözüm, çözüm değildir.’

Kalıcı, Alevilerin taleplerini yerine getirecek, cemevlerinin ibadethane statüsünü tanıyacak çözümler üretmesi gerekir ve bunu üretmek Türkiye için hiç de zor olmasa gerek. Dolayısıyla insanların inancını siz belli kalıplar içerisine koyamazsın. Bu insan hakları hukukuna aykırıdır. Hükümetin yapması gereken çok basittir. Rahatlıkla bazı idari düzenlemelerle bunların hepsi yapılabilir. Alevilerin Cumhuriyet tarihi boyunca karşılaştığı katliamlar noktasında resmi özür dileme ve bununla birlikte hafıza mekanlarının oluşturulması, gerekirse tazminatların ödenmesi ve nüfus kayıtlarının açıklanarak geçmişte kimsesiz bırakılan çocukların hangi ailelere verildiğini açıklanması, Alevi inanç önderlerinin mezar yerlerinin açıklanması gibi bütün bu talepler duruyor. Onun dışında pratik sorunlar da var. Örneğin Alevi köylerine cami yapılması ve imam atanması… Artık hükümetin bu uygulamadan vazgeçmesi gerekir. Bunlar insan hakları hukukuna aykırıdır. Alevi dergahlarının yeniden Alevilere iade edilmesi gerekir. Şu anda Türkiye’de Sünni dini cemaatlerin hepsi açık mı açık. Hepsi öylesine faaliyet gösteriyorlar ki Fethullah Gülen örgütü gitti onun yerine inanılmaz sayıda örgütlenmeler yine devlet içerisine girmeye başladı.”

“ÖNCE SİZ ŞU SÜNNİ DÜNYADAKİ DAİŞ SORUNUNU TARTIŞIN”

Öztürk Türkdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Alevi örgütlenmesine karşı ayrımcı tutum sergilemesini de eleştirdi. “Türkiye’deki siyasi iktidar, kendi Alevisini yaratmak istiyor” diyen İHD Eş Genel Başkanı, şu ifadeleri kullandı:

“Yani Türkiye’deki devlet kafası ‘her şeyi ben belirleyeceğim’ diyor. Şimdi sayın Cumhurbaşkanının, Alevi inancı ile ilgili hususlara karışmaması gerekir. Herkesin inancı kendinedir. Bir insan nasıl inanıyorsa ona saygı duyulması gerekir. Tanrı ile insan arasına başka bir şeyin girmemesi gerekir ama Türkiye’de devlet, araya Diyaneti koyuyor. Kaldı ki Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin çok güzel kararları var. Hangi topluluk kendi inancını nasıl tarif ediyorsa devletlere düşen buna saygı duymaktır.

Aleviler bu ülkede vergi vermektedirler. Şu anda devletten tek istedikleri elektrik su parasının ödenmesi değil, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınmasıdır. Bu statü tanınsın, inanıyorum ki Alevi örgütlerinin birçoğu kendi ihtiyaçlarını zaten eskiden olduğu gibi yine kendileri karşılayacaktır.

Yani eğer Türkiye’de Alevilerle ilgili Diyanette bir bölüm açılması veya belli insanların devlet memuru statüsüne getirilip orada da resmi bir Alevi inancı yaratılma fikri varsa bu dini inanca müdahaledir. Müslüman dünyasına baktığımızda envai çeşit mezhep, yüzlerce tarikat-cemaat varken bu Aleviler size çok mu geldi? Anlamak mümkün değil. Hiç değilse Alevileri kendi başına rahat bırakın, onlar kendilerini nasıl ifade etmek istiyorsa o şekilde kabul edin. Yani şimdi Sünni dünyada işler yolunda gitti de sıra Alevilere mi geldi? Önce siz şu Sünni dünyadaki DAİŞ sorununu tartışın.

Aleviler insani duruşuyla, doğaya, tabiata, evrene, insancıl bakışlarıyla gayet barışçıl bir tutum içerisindeler. Dolayısıyla Alevilere karışmamak gerektiği fikrindeyim. Eğer devlet bir yerleri dizayn edecek ise şiddet üreten tarikat ve cemaatlerle başlayabilir.”

Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

                                                                                             <br>

Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Alevi açılımını, katlettiğiniz Uğur Kurt’un çocuğuna anlatın!-VİDEO

0

İçişleri Bakanlığı’nın cemevlerine ihtiyaç ziyaretleri yapmasını eleştiren HDP’li Ali Kenanoğlu, “Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktığınız evladına anlatın” dedi.

Meclis Genel Kurulu’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile bağlı kuruluşların bütçe görüşmelerinde HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuştu. İçişleri Bakanlığı’nın “Alevi açılımı”na değinen Kenanoğlu, bin 600’e yakın cemevinin danışmanlar tarafından ziyaret edildiğini belirtti.

Bakan Soylu’nun da zaman zaman ziyaret ettiği cemevleri olduğunu kaydeden Kenanoğlu, “Buralarda tabii, soruyorlar: ‘Ne lazım? Çay, çorba, boya, badana ondan sonra beton, tuğla, masa, sandalye ne istersiniz?’ falan diye. Kimi cemevi yöneticileri de diyor ki: ‘Hayır, biz sadaka istemiyoruz, biz ibadethane statüsü istiyoruz.’ O zaman da Sayın Bakan geçen gün buna cevap verip diyor ki: ‘Bu benim boyumu aşar’ Bu Sayın Bakanın boyunu aşıyor” dedi.

“ALEVİLİK SUÇ MU?”

“Okmeydanı Cemevi’ne gittiniz mi bilmiyorum” diyen Kenanoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Gitmediyseniz gidin hani cemevlerini ziyaret ediyorsunuz ya, oraya da gidin. Uğur Kurt var, Uğur Kurt, orada, cemevi’nin avlusunda katledildi. Onun katledildiği yere bir bakın, polis kurşunuyla katledildi, polisin ateş ettiği yere de bir bakın. Şimdi, cemevi avlusunda suçu ne? Suçu sadece Alevi olmak. Alevilik bir suç mu? İşte, sizin boyunuzu aşan noktadan sonraki suç, orada suçlu oluyoruz işte. Şimdi sizin boyunuza kadar ki kısmında sorun yok. Ama boyunuzu aşan kısmında suçlu ilan ediliyoruz.

“KATİL SEZGİN KORKMAZ 12 BİN 100 LİRA PARA CEZASIYLA ÖDÜLLENDİRİLDİ”

Şimdi, katil Sezgin Korkmaz -paniklemeyin Baran’ı yok bunun sadece Sezgin Korkmaz, tesadüfen benzerlik var anladığım kadarıyla- ne ceza aldı? 12 bin 100 lira para cezası. 12 bin 100 lira para cezasıyla ödüllendirildi, şu anda da personeliniz olarak görevine devam ediyor. Peki, burada daha ilginç bir şey var: O dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü, Uğur Kurt cinayetiyle ilgili bir inceleme başlatıyor, bu daha sonra disiplin soruşturmasına dönüşüyor ve rapor burada. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği bir disiplin raporu hazırlıyor. Bu disiplin raporuna göre Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı’nın ihlal ve sorumluluğu nedeniyle disiplin suçu işlediği rapor ediliyor. Ne zaman? 2015’te.

“ALEVİ AÇILIMINI, KATLETTİĞİNİZ UĞUR KURT’UN OĞLUNA ANLATIN”

Peki, ne oluyor? Tabii, o süreçte -2015, güvenlik konseptine geçilmiş, artık mekanizma orada işliyor- raporu hazırlayan müfettiş emekliye sevk ediliyor, daha sonra, sizin Bakanlığınız döneminde bu kişi 2017’de Ankara Emniyet Müdürü oluyor ve şu anda hâlen de Ankara Emniyet Müdürü olan Servet Yılmaz.Servet Yılmaz disiplin suçunu alsa hiçbir şekilde yükselemeyecek, işleyiş böyle ama hiçbir şekilde o suçu almıyor ve ödüllendiriliyor. Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Sizin politikanız cezasızlık üzerine kurulu, sizin Alev açılımınız budur. Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktınız evladına gidin anlatın onu. Şimdi, Aleviler sadaka istemiyor, Aleviler eşit yurttaşlık statüsü çerçevesinde, eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde kendi haklarını; ana sütü gibi helal olan, vergileriyle ödenmiş, ortaklaşmış ve bu ülkenin yurttaşı olmaktan kaynaklı haklarını istiyor. Alevilere sadaka dağıtma mantığından vazgeçin. Sizin boyunuzu aşabilir ama boyu uzun olanlar var, o uzun boylular bunun gereğini yerine getirsinler.”

(HABER MERKEZİ)

Dersim’deki hayvan katliamına Ankara’dan tepki: Bu katliama söyleyecek sözünüz olsun!-VİDEO

0

Ankara’daki demokratik kitle örgütleri, Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcıların yaban hayvanlarını katletmesine ilişkin basın açıklaması yaptı. “Avcılık spor değil cinayettir” denilen açıklamada ilgili bakanlıklara çağrı yapılarak av faaliyetlerinin durdurulması talep edildi.

 

Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği, Karakoçan ve Yöresi Yardımlaşma Derneği ile İnsan Hakları Derneği Ankara Şube, Dersim’de devam eden av faaliyetlerine karşı basın açıklaması yaptı. Dersimliler Derneği’nde yapılan açıklamada yaban hayvanlarının katledilmemesi için çağrı yapılırken “Avcılık spor değil cinayettir” mesajı verildi.

“BU KATLİAMA SÖYLEYECEK SÖZÜNÜZ OLSUN”

Kurumlar adına ortak basın açıklamasını Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz okudu. “Doğamızdan, kutsallarımızdan, inancımızdan, yaşamımızdan ellerinizi çekin” diyen Kılavuz, şu açıklamayı yaptı:

“Dersim coğrafyasına barajlar, HES’ler, maden projeleri, orman yangınları ve avcılık faaliyetleri adı altında yapılan çeşitli saldırılar, devletin yürüttüğü özel bir politikadır.

Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcılar getirilerek yaban hayvanları katlediliyor. Avcılık adı altında başlatılan katliama sessiz kalmıyoruz. Canlı cansız cümle cana ikrar veren, ‘taşın bile canı vardır’ diyen düsturumuzla, can alana ‘katil’ diyor, bu katliama sessiz kalan, destek sunan ve teşvik eden sorumluları da kınıyoruz.

Dersim’in doğası, kutsal mekanları, inanç yerleri, ziyaretleri, nişangâhları, yaban hayatı, yaşam alanları kuşatılmış durumdadır. Doğal ortamları barajlarla, madencilikle, orman yangınlarıyla, türlü saldırılarla yok edilen yaban hayvanları yetmezmiş gibi avcılık adı altında katliamla tehdit edilmektedir.

İnancımıza göre toprak mülk değil, Hakk’ın görünür olduğu yerdir. Doğadaki her şey birbiri ile ikrarlı ve rızalıkla ilişki hâlindedir; Rêya Hakk coğrafyası ormanlarımız, doğamız, kurdu kuşu börtü böceği ile kutsal mekânlarımız Hakk’ın cemalidir. Aleviler içinde Dersim coğrafyası Herda Derweştir.

Başta bütün Dersimlilere, inanç kurumları, ekolojistler, insan hakları, hayvan hakları savunucularına, demokratik kamuoyuna sesleniyoruz; bu katliama, devletin bu politikalarına söyleyecek sözünüz olsun. Hepinizi Dersim coğrafyasına sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Zaman sahipsiz, mekan rızasız mazlum çaresiz değildir.”

PİRHA/ANKARA

                                                                                             <br>

Alevilerin sesi Pir Haber Ajansı (PİRHA) 5. yaşını kutluyor-VİDEO

0

Pir Haber Ajansı (PİRHA), 5. yılını geride bıraktı. Aralarında siyasetçi, yazar, Alevi kurum başkanları, ana, pir, müzisyen, ekolojist ve birçok Alevi yurttaşın olduğu çok sayıda isim, Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk niteliği taşıyan ajansımızın yıl dönümünü kutladı.

Aradan geçen 5 yıl içerisinde Alevilerin haber ajansı olarak sahneye çıkan, birçok önemli habere imza atan, tüm ezilenlerin seslerini duyurmayı başaran, kamuoyunun özgür ve doğru haber alma hakkını ve meslek onurunu korumayı sürdüren ajansımız 5. yılını kutluyor.

OHAL şartlarında kurulan, fikir ve gücünü özgür basın geleneğinden alan Pir Haber Ajansı, tüm baskı ve engellere rağmen 5. yılını geride bıraktı. 5 yıl içinde gerçeklerin karanlıkta kalmaması için sürekli doğruları yazdı ve toplumun sesi olmaya çalıştı.

Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk niteliği taşıyan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Alevilerin inanç dünyasından günlük yaşamına, maruz kaldıklarını hak ihlallerine kadar tüm süreklerin sesi olmaya devam ediyor.

PİRHA bu anlamda, ülkenin dört bir yanında devam eden ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin elektriklerinin kesilmesi, cemevlerine korsan hoparlör takılması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiren Alevilere yönelik hak ihlallerini yılmadan ekranlara taşıdı.

Alevi toplumunun sesi olma yolunda hızla ilerleyen PİRHA, internet üzerinden yayın yapmaya 2016’nın Kasım ayında başladı. Kısıtlı koşullara rağmen oluşturduğu muhabir ağıyla görülmeyen, verilmeyen haberlere imzasını attı, atmaya devam ediyor.

AJANS NASIL KURULDU?

15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimini bastırma adı altında yaşanan karşı darbe süreci ile gelişen OHAL ve KHK’ler süreci en çok demokratik muhalefeti, dezavantajlı toplumsal kesimleri ve inançları darbelerken bunların kendisini ifade ettiği basın yayın araçları da darbe almaktan kendisini kurtaramadı.

15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra 120’yi aşkın gazete, radyo, televizyon Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuksuz bir şekilde kapatıldı. Alevi toplumunun sesini yansıtan Tv10 da bunlardan biriydi.

Tv10 kapatılmadan önce de Alevi toplumunu yansıtan medya organları arasında bir ajans kurma tartışmaları vardı. Ancak kimi imkansızlıklardan ötürü hep ertelendi. OHAL adı altında TV10 da dahil onlarca televizyon, gazete, radyo kapatılınca doğal olarak çok sayıda gazeteci de işsiz kaldı. Ajans fikri bu ortamda olgunlaştı. Bir araya gelen gazeteci arkadaşlar eldeki imkanlarla neler yapılabilirin arayışına girdiler. Bazı arkadaşlar internet üzerinden yayın yapan haber siteleri kurdu, internet televizyonculuğu yapanlar var. Hepsi kıymetli çalışmalar. Alevi medyası içinde hizmet veren, şekillenen arkadaşlar da öteden beri ihtiyaç duydukları Ajansta karar kıldılar. Adeta su akıp yatağını buldu.

KOLAY OLMADI

Bu karar elbette kolay olmadı. Alevi gazeteciliğinin tarihi zaten çok eski değil. Bir ajans deneyimi, tecrübesi de yoktu. Bu bir ilk olacaktı. Bunun için maddi imkanlar da çok sınırlıydı. Öte yandan diyelim ki ajansı kurdun haberlerini yaptın. Bu haberleri kime servis edebilirdin ki?

Ortada ne haberini servis edebileceğin bir radyo, ne bir gazete ne de bir televizyon kalmıştı. Hepsi mevcut baskıcı rejim tarafından kapatılmış, kapılarına mühür vurulmuş, TV10’na yapıldığı gibi varlıklarına da el konulmuştu.

Böylesi koşullarda birçok risk göze alınarak kuruldu Pir Haber Ajansı. Toplumumuzun da beklentileri, gerçeğe ulaşma talepleri vardı. Gazetecilik refleksi bu toplumsal beklentilerle buluşunca işe koyulduk. Uzun tartışmalar sonucu Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) karar kılındı. Bildiğiniz gibi ‘Pir’ kavramı yaşlı bilge anlamına gelir. İnancımızda yol gösteren, yola öncülük yapan, yolu sürdürerek kuşaktan kuşağa taşıyan, yola hizmet eden anlamına gelir. En son bu anlamı derin isimde karar kılındı.

YAYIN POLİTİKAMIZ

Yayın politikası üzerine yapılan tartışmalarda birkaç ana ilke üzerinde duruldu. Her şeyden önce Alevi toplumunun en temel beklentisi olan demokratikleşme talebinde ısrar edilecekti. Bu çerçevede çaba harcayan tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade edebileceği bir yayın politikasını esas alacaktı.

Demokratik toplumsal varlığına, özerk yaşamına, kendi kendisine yeten ve kendi sorunları ne olursa olsun kendi öz dinamikleriyle çözme karakterine sahip yapısına saygılı yaklaşacaktı. Bu anlamda sömürü mekanizmalarından, zulmü esas alan iktidar odaklarından uzak duran, koşullar ne olursa olsun mazlumun ve emeğin yanında duran karakteri bir yayın ilkesi olarak benimsenecekti. İnancımızın “Yol bir sürek bin bir” düsturu esas alınarak ülkemizdeki inanç ve etnik çoğulculuk başta olmak üzere farklılıklarımız zenginliğimiz olarak kabul edilecek, bu temelde yayın çizgimize yedirilecekti.

Bu esaslar üzerinden “Kadın Alevidir” denildi. “Çevre Alevidir” denildi. “Emek Alevidir” denildi. “Çocuk Alevidir” “Yaşam alanı bulamayan diller Alevidir” denildi. Egemen zihniyet tarafından yok sayılan, asimilasyona tabi tutulan, yaşam alanı daraltılan ne varsa bu ajansta kendisini ifade etme koşullarını elde etmelidir denildi.

BİR KAÇ KİŞİ BİRARAYA GELEREK İŞE KOYULDUK

Küçük bir ofiste birkaç arkadaş bir araya gelerek işe koyulduk. Bir ajansın üç beş kişiyle yürütülemeyeceğinin elbette farkındaydık. Ancak ne mali ne teknik ne de başka imkanlarımız vardı. Ama “Kervan yolda dizilir” misali bir başlayalım dedik.

Önümüzde bir TV10 örneği vardı. Ciddi bir ihtiyaca cevap verdiği ve topluma gerçekten dokunduğu için Aleviler onu lokmalarıyla sahiplenmiş gün gün gelişmesine katkı sunmuştu. Biz PİRHA da TV10 gibi toplumumuz tarafından kabul gördü, sahiplenildi.

HERKES DOĞAL MUHABİRİMİZ

İnsanlar, kurumlar, faaliyetlerini, kamuoyuna yansımasını istedikleri eylem ve etkinliklerini ajansımız üzerinden yansıtma çabası giderek gelişiyor. Bu anlamda muhabir ağımız hızla yaygınlaşıyor. Yayın ilkelerimizi benimseyen herkes doğal muhabir ağımızın bir parçası durumunda.

Şu anda Çukurova, Adıyaman, Dersim, Ankara, İzmir, Antalya gibi merkezlerden düzenli haber akışımız var. Amasya, Çorum, Tokat gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde ise kısmen iletişim kurduğumuz ilişkiler üzerinden gelişiyor. Bunların zamanla daha sistemli bir hal alacağına inanıyoruz.

Böylesi koşullarda gazetecilik yaparken işimizin kolay olmadığını biliyoruz. Bu toplumun sorunları aynı zamanda bizim de sorunlarımız. Gazetecilik anlamında yaşadığımız zorluklar, zorlanmalar toplumsal zorlanmalarımızın bizdeki yansımalarıdır. Bunun farkındayız. Bir gün aydınlık bir ülkeye uyandığımızda bunda küçük de olsa bir parça katkımız olmuş ise vicdanen kendimizi iyi hissederiz.

PİRHA/ İSTANBUL

İLGİLİ HABER LİNKİ

-Pir Haber Ajansı PİRHA 5’inci yaşını kutluyor-VİDEO

 

                                                                                             <br>

Kenanoğlu’ndan, Bakan Varank’a: Alevileri inkar edemezsin, yok öyle yağma!-VİDEO

0

TBMM 2022 yılı bütçe görüşmelerinde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın, ‘Bir milletvekili Türk kökenli bir bilim insanının Alevi olduğu için yurt dışına gittiğini zırvaladı’ sözlerine HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu sert tepki gösterdi. Kenanoğlu, “İşinize geldiği zaman, önemli bir buluş gerçekleştirdiği zaman Türkiye ve Türk kökenli olacak; ama sıra onların yok sayılan inançlarına, kimliklerine gelince kabul etmeyeceksiniz, yok sayacaksınız. Yok öyle yağma!” dedi. 

TBMM Genel Kurulu’nda 2022 yılı bütçe görüşmelerinde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nu hedef alarak, “Bir milletvekili Türk kökenli bir bilim insanının Alevi olduğu için yurt dışına gittiğini zırvaladı. En son Nazi Almanya’sında bilim insanları bu şekilde fişleniyordu” sözlerini kullanmıştı.

Meclis genel kurulunda söz alan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, makbul vatandaş tanımının Türk ve Müslüman olduğuna vurgu yaparak diğer inançların ise inkar edilen noktada olduğunu belirtti.

“MARAŞ’TA ALEVİLER CENAZELERİNİ GÖMEMEDEN ÜLKEYİ TERKETTİ”

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın, ‘Bir milletvekili Türk kökenli bir bilim insanının Alevi olduğu için yurt dışına gittiğini zırvaladı’ sözlerine cevap veren Kenanoğlu şöyle konuştu:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinden bu yana bir tekçi anlayışın bakış açısı olarak makbul vatandaş olarak Türk ve Sünni-Müslüman kimliği üzerinden  bir tanımlama yapılıyor. Birçok inkar ve asimilasyon politikalarının yanında imha politikaları da uygulanıyor. 6-7 Eylül 1955’te bu ülkede yaşayan Ermenilerin, Yahudilerin bu ülkeyi terketmek zorunda kaldığını hepiniz itiraf ediyorsunuz. Maraş Katliamı’nda Aleviler cenazelerini gömemeden ülkeyi terketmek zorunda kaldılar. Orada yaşatılan bu acıyı yok mu sayacaksınız? İşinize geldiği zaman, önemli bir buluş gerçekleştirdiği zaman Türkiye ve Türk kökenli olacak; ama sıra onların yok sayılan inançlarına, kimliklerine gelince kabul etmeyeceksiniz, yok sayacaksınız. Yok öyle yağma!”

PSAKD’den Tuğluk’un tahliyesi için çağrı: Sağlık ve yaşam hakkı kutsaldır!

0

Tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un yaşadığı sağlık sorunlarına karşılık, yetkililerin kayıtsız kalması itirazları da beraberinde getirdi. Tuğluk’un tedavisi için serbest kalması gerektiğini belirten PSAKD Genel Merkezi, “Yarattığınız kin deryası dönüp mutlaka sizi de vuracaktır. Ve o gün hukuk ve adalet size de lazım olacak unutmayın!” dedi.

Önceki dönem HDP Eş Genel Başkan Yardımcılarından Aysel Tuğluk’un Kandıra F Tipi Cezaevi’nde hafıza kaybı yaşadığı avukatları tarafından açıklandı. Tuğluk’un durumunun giderek kötüleşmesi ve yaşam riskinin bulunmasıyla birlikte Alevi kamuoyu da harekete geçti.

“YAPILAN ZULÜM İNSANLIĞA SIĞMAYACAK KADAR BÜYÜKTÜR”

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Aysel Tuğluk’un tahliyesi için yazılı açıklama yaparak, “Aysel Tuğluk’un sağlığına kavuşması için adım atmak, bir lütuf değil evrensel insan hakkıdır” denildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Siyasi tutsak Aysel Tuğluk’un sağlığı her geçen gün kötüye gidiyor. Daha fazla zaman kaybetmeden hastanede tedavi edilmeli ve cezaevi koşullarından çıkarılmalıdır. Yaşam hakkı, her türlü otoriter iradenin üstünde ve hukuk güvencesi altındadır.

Bir tarafta Madımak katili Ahmet Turan Kılıç’ı sağlık durumunu gerekçe göstererek serbest bırakanlar, sadece siyaset yaptığı için tutuklu olan Aysel Tuğluk’un tahliye edilmesine onay vermiyor.

Aysel Tuğluk’a yapılan zulüm insanlığa sığmayacak kadar büyüktür. Önce annesini mezarına ‘sığdırmayanlar’ şimdi ise sağlık durumu ağırlaşmasına rağmen tahliyesine engel oluyorlar.

Yarattığınız kin deryası dönüp mutlaka sizi de vuracaktır. Ve o gün hukuk ve adalet size de lazım olacak unutmayın! Bu güne kadar çeşitli mecralardan yapılan çağrılara sessiz kalmak, insanlığa kulak tıkamaktır. Aysel Tuğluk bir hukukçudur. Alevi’dir. Yurtseverdir, devrimcidir. Ama asla katil değildir. Asla zalimden yana olmamıştır. Sağlık ve yaşam hakkı kutsaldır. Aysel Tuğluk tedavisi için tahliye edilmelidir.”

PİRHA/ANKARA

Nazımiye’de tepki çeken cemi Kaymakam istemiş: Bu kadar hizmet ettim bir cem yapayım!

0

Nazımiye Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevinde Vali, Kaymakam ve askerlerin katılımıyla yapılan ve tepki çeken cemi, Kaymakamın istediği belirtildi. PİRHA’ya konuşan Kıl köyü Düzgün Baba Cemevi Derneği Başkanı Yaşar Seyrek, “Bu sene Kaymakam biraz yardım etti. Bir depo yaptı. Sonra bu kadar hizmet ettim, burada bir cem yapayım, dedi” şeklinde konuştu. 

Dersim Nazımiye ilçesine bağlı Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevinde Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan, Nazımiye Kaymakamı ve askerlerin katılımıyla geçen hafta bir cem yapıldı.

Alevi toplumunun tepkisini çeken cemi, kaymakamın istediği ortaya çıktı.

Kıl köyü Düzgün Baba Cemevi Derneği Başkanı Yaşar Seyrek’e ulaşarak cem ile ilgili sorularımızı yöneltip bilgi aldık.

PİRHA: Bir cem yapmışsınız. Askerler, Vali, Kaymakam da var cemde. Nasıl katıldılar ceme?

YAŞAR SEYREK: Kaymakam bey kendisi bir cem yapacağım, dedi.

-Kaymakam Alevi mi? 

Onu ben bilemem. Dikkat ederseniz hep askerdi, sivil yoktu.

-Evet askerler de vardı. Bu cemevinin dedesi kim?

Cemevinde Ali Ekber (Yurt) dede, Nesimi dede vardı.

-Cemi bu kişiler mi yürüttü?

Evet. Biz onay verdik, yapabilirsiniz, dedik. Bu sene Kaymakam biraz yardım etti. Bir depo yaptı. Sonra dedi ki bu kadar hizmet ettim, burada bir cem tutayım.

-Her canı isteyen cemevinde cem yapacağım diyebilir mi?

Neden demesin. Bizim orası ibadet yeridir. Herkes gelir, kurbanını, niyazını dağıtır.

-Ancak biliyorsunuz cemi Aleviler yapıyor. 

Onlar cemevine geliyorsa bir şey diyeceğim yok.

-Cemin bir anlamı var. Her isteyen ‘cem yapacağım ben’ diyebilir mi?

Aleviler geldi cem yaptı da biz bırakmadık mı?

-Hangi gün yapıldı cem?

Perşembe günü.

-Cemi, Ali Ekber Yurt mu yürüttü?

Beraber yürüttüler. Vali vardı, Kaymakam vardı.

-Askerler de resmi kıyafetiyle katılmışlar ceme. Neden öyle geldiler?  

Bölük komutanı, askerler onlar da geldiler.

-Ceme sivil kıyafetle katılması gerekmiyor mu? 

Bir Valiye ben ‘burada cem yapmayın, girmeyin’ diyebilir miyim.

-Her inancın kuralları var. Denilebilir tabi ki.

Vali bey buraya girme deme şansım var mı?

-Deme şansınız var tabi. Her isteyen ya da bir Alevi; camiye, kiliseye gidip ‘ben burada ibadet yapacağım’ diyebilir  mi? İstediği gibi girebilir mi?

Girebilir, kimse ona girme diyemez ki.

-Peki ‘Erenler cemine her can giremez’ demiyor muyuz?

Biz adam seçmiyoruz.

-İki Alevi derneği açıklama yaptılar. ‘Bizim cemevimiz gösteri merkezi değil, cemimiz tiyatro değil, seyirlik değil’ diyerek tepki gösterdiler bu duruma.

Herkesin düşüncesi kendisine ait. Ben kimlik kontrolü yapamam. Burası ibadet yeri.

-Peki askerler silahlarıyla mı cemevine girdi?

Ne silahı, ne topu, ne tüfeği?

-Tamam ama askerler ceme sivil kıyafetleriyle gelmemişti. 

Ben kontrol edemem silahı var mı yok mu? İnsan insan olsun. Herkese kapımız açıktır. Cemevimize Aleviler neden yardım etmedi?

-Doğru. Aleviler dayanışmalı, yardım etmeli elbette. Peki Kaymakam cemevine hangi yardımları yaptı? 

Su deposunu, çatıyı, yolu, asfaltı, tuvaletleri yaptı.

-Anladım. Sonra da ‘cem yapacağım’ dedi!

İstanbul’da geldik. Derdimizi anlattık. Kimse derdimize derman olmadı. Belediye (Maltepe) Başkanı Ali Kılıç Alevidir ama yardım etmedi. Gürsel Erol her yere yardım etti, buraya etmedi.


“CEMEVİ GÖSTERİ MERKEZİ, CEM SEYİRLİK DEĞİL”

Bu arada, söz konusu ceme tepki gösteren iki Alevi derneği de dün yaptıkları açıklamada, “Cemde mevki, makam ön plana çıkarılmaz. Bunu düzenleyen hiç bir rehber, pir ve dernek başkanının hakkı yoktur ve olmaz da. Günümüzde bir inanç kurumuna gidip ‘siz inancınızı yerine getirin, biz de bir tiyatro, sinema izler gibi izlemeye geldik’ desek herhangi bir ibadete yakışır mı? İnanan bütün insanların inancına ters düşmez mi?” dedi.

Açıklamada, “Kişi cemevine ziyarete gelirse benliğini, kibirini dışarda bırakarak bir can olarak yapar. Bu ziyareti reklam olarak kullanamaz. Ocaklarımızı ve ocakta bulunan cemevlerimizi siyasi sermayeye çevirmemeliyiz. Cemevleri, ocak, dergahlar bir müze, bir sergi, bir gösteri alanı değil, olmamalıdır da. Ocaklarımızı, Ziyaretlerimizi, İnançsal değerlerimizi bireysel çıkarlar ve menfaatleriniz için kimsenin kullanmaya hakkı ve yetkisi yoktur” denildi.

PİRHA/ DERSİM

İLGİLİ HABER

Tunceli Valisinin ve askerlerin ceme katılması tepki çekti: Cemevleri, gösteri alanı değildir!

                                                                                             <br>

Nazımiye’de tepki çeken cemi Kaymakam istemiş: Bu kadar hizmet ettim bir cem tutayım!

0

Nazımiye Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevinde Vali, Kaymakam ve askerlerin katılımıyla yapılan ve tepki çeken cemi, Kaymakamın istediği belirtildi. PİRHA’ya konuşan Kıl köyü Düzgün Baba Cemevi Derneği Başkanı Yaşar Seyrek, “Bu sene Kaymakam biraz yardım etti. Bir depo yaptı. Sonra bu kadar hizmet ettim, burada bir cem tutayım, dedi” şeklinde konuştu. 

Dersim Nazımiye ilçesine bağlı Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevinde Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan, Nazımiye Kaymakamı ve askerlerin katılımıyla geçen hafta bir cem yapıldı.

Alevi toplumunun tepkisini çeken cemi, kaymakamın istediği ortaya çıktı.

Kıl köyü Düzgün Baba Cemevi Derneği Başkanı Yaşar Seyrek’e ulaşarak cem ile ilgili sorularımızı yöneltip bilgi aldık.

PİRHA: Bir cem yapmışsınız. Askerler, Vali, Kaymakam da var cemde. Nasıl katıldılar ceme?

YAŞAR SEYREK: Kaymakam bey kendisi bir cem yapacağım, dedi.

-Kaymakam Alevi mi? 

Onu ben bilemem. Dikkat ederseniz hep askerdi, sivil yoktu.

-Evet askerler de vardı. Bu cemevinin dedesi kim?

Cemevinde Ali Ekber (Yurt) dede, Nesimi dede vardı.

-Cemi bu kişiler mi yürüttü?

Evet. Biz onay verdik, yapabilirsiniz, dedik. Bu sene Kaymakam biraz yardım etti. Bir depo yaptı. Sonra dedi ki bu kadar hizmet ettim, burada bir cem tutayım.

-Her canı isteyen cemevinde cem yapacağım diyebilir mi?

Neden demesin. Bizim orası ibadet yeridir. Herkes gelir, kurbanını, niyazını dağıtır.

-Ancak biliyorsunuz cemi Aleviler yapıyor. 

Onlar cemevine geliyorsa bir şey diyeceğim yok.

-Cemin bir anlamı var. Her isteyen ‘cem yapacağım ben’ diyebilir mi?

Aleviler geldi cem yaptı da biz bırakmadık mı?

-Hangi gün yapıldı cem?

Perşembe günü.

-Cemi, Ali Ekber Yurt mu yürüttü?

Beraber yürüttüler. Vali vardı, Kaymakam vardı.

-Askerler de resmi kıyafetiyle katılmışlar ceme. Neden öyle geldiler?  

Bölük komutanı, askerler onlar da geldiler.

-Ceme sivil kıyafetle katılması gerekmiyor mu? 

Bir Valiye ben ‘burada cem yapmayın, girmeyin’ diyebilir miyim.

-Her inancın kuralları var. Denilebilir tabi ki.

Vali bey buraya girme deme şansım var mı?

-Deme şansınız var tabi. Her isteyen ya da bir Alevi; camiye, kiliseye gidip ‘ben burada ibadet yapacağım’ diyebilir  mi? İstediği gibi girebilir mi?

Girebilir, kimse ona girme diyemez ki.

-Peki ‘Erenler cemine her can giremez’ demiyor muyuz?

Biz adam seçmiyoruz.

-İki Alevi derneği açıklama yaptılar. ‘Bizim cemevimiz gösteri merkezi değil, cemimiz tiyatro değil, seyirlik değil’ diyerek tepki gösterdiler bu duruma.

Herkesin düşüncesi kendisine ait. Ben kimlik kontrolü yapamam. Burası ibadet yeri.

-Peki askerler silahlarıyla mı cemevine girdi?

Ne silahı, ne topu, ne tüfeği?

-Tamam ama askerler ceme sivil kıyafetleriyle gelmemişti. 

Ben kontrol edemem silahı var mı yok mu? İnsan insan olsun. Herkese kapımız açıktır. Cemevimize Aleviler neden yardım etmedi?

-Doğru. Aleviler dayanışmalı, yardım etmeli elbette. Peki Kaymakam cemevine hangi yardımları yaptı? 

Su deposunu, çatıyı, yolu, asfaltı, tuvaletleri yaptı.

-Anladım. Sonra da ‘cem yapacağım’ dedi!

İstanbul’da geldik. Derdimizi anlattık. Kimse derdimize derman olmadı. Belediye (Maltepe) Başkanı Ali Kılıç Alevidir ama yardım etmedi. Gürsel Erol her yere yardım etti, buraya etmedi.


“CEMEVİ GÖSTERİ MERKEZİ, CEM SEYİRLİK DEĞİL”

Bu arada, söz konusu ceme tepki gösteren iki Alevi derneği de dün yaptıkları açıklamada, “Cemde mevki, makam ön plana çıkarılmaz. Bunu düzenleyen hiç bir rehber, pir ve dernek başkanının hakkı yoktur ve olmaz da. Günümüzde bir inanç kurumuna gidip ‘siz inancınızı yerine getirin, biz de bir tiyatro, sinema izler gibi izlemeye geldik’ desek herhangi bir ibadete yakışır mı? İnanan bütün insanların inancına ters düşmez mi?” dedi.

Açıklamada, “Kişi cemevine ziyarete gelirse benliğini, kibirini dışarda bırakarak bir can olarak yapar. Bu ziyareti reklam olarak kullanamaz. Ocaklarımızı ve ocakta bulunan cemevlerimizi siyasi sermayeye çevirmemeliyiz. Cemevleri, ocak, dergahlar bir müze, bir sergi, bir gösteri alanı değil, olmamalıdır da. Ocaklarımızı, Ziyaretlerimizi, İnançsal değerlerimizi bireysel çıkarlar ve menfaatleriniz için kimsenin kullanmaya hakkı ve yetkisi yoktur” denildi.

PİRHA/ DERSİM

İLGİLİ HABER

Tunceli Valisinin ve askerlerin ceme katılması tepki çekti: Cemevleri, gösteri alanı değildir!

                                                                                             <br>

Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Alevi açılımını, katlettiğiniz Uğur Kurt’un çocuğuna anlatın!

0

İçişleri Bakanlığı’nın cemevlerine ihtiyaç ziyaretleri yapmasını eleştiren HDP’li Ali Kenanoğlu, “Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktığınız evladına anlatın” dedi.

Meclis Genel Kurulu’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile bağlı kuruluşların bütçe görüşmelerinde HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuştu. İçişleri Bakanlığı’nın “Alevi açılımı”na değinen Kenanoğlu, bin 600’e yakın cemevinin danışmanlar tarafından ziyaret edildiğini belirtti.

Bakan Soylu’nun da zaman zaman ziyaret ettiği cemevleri olduğunu kaydeden Kenanoğlu, “Buralarda tabii, soruyorlar: ‘Ne lazım? Çay, çorba, boya, badana ondan sonra beton, tuğla, masa, sandalye ne istersiniz?’ falan diye. Kimi cemevi yöneticileri de diyor ki: ‘Hayır, biz sadaka istemiyoruz, biz ibadethane statüsü istiyoruz.’ O zaman da Sayın Bakan geçen gün buna cevap verip diyor ki: ‘Bu benim boyumu aşar’ Bu Sayın Bakanın boyunu aşıyor” dedi.

“ALEVİLİK SUÇ MU?”

“Okmeydanı Cemevi’ne gittiniz mi bilmiyorum” diyen Kenanoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Gitmediyseniz gidin hani cemevlerini ziyaret ediyorsunuz ya, oraya da gidin. Uğur Kurt var, Uğur Kurt, orada, cemevi’nin avlusunda katledildi. Onun katledildiği yere bir bakın, polis kurşunuyla katledildi, polisin ateş ettiği yere de bir bakın. Şimdi, cemevi avlusunda suçu ne? Suçu sadece Alevi olmak. Alevilik bir suç mu? İşte, sizin boyunuzu aşan noktadan sonraki suç, orada suçlu oluyoruz işte. Şimdi sizin boyunuza kadar ki kısmında sorun yok. Ama boyunuzu aşan kısmında suçlu ilan ediliyoruz.

“KATİL SEZGİN KORKMAZ 12 BİN 100 LİRA PARA CEZASIYLA ÖDÜLLENDİRİLDİ”

Şimdi, katil Sezgin Korkmaz -paniklemeyin Baran’ı yok bunun sadece Sezgin Korkmaz, tesadüfen benzerlik var anladığım kadarıyla- ne ceza aldı? 12 bin 100 lira para cezası. 12 bin 100 lira para cezasıyla ödüllendirildi, şu anda da personeliniz olarak görevine devam ediyor. Peki, burada daha ilginç bir şey var: O dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü, Uğur Kurt cinayetiyle ilgili bir inceleme başlatıyor, bu daha sonra disiplin soruşturmasına dönüşüyor ve rapor burada. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği bir disiplin raporu hazırlıyor. Bu disiplin raporuna göre Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı’nın ihlal ve sorumluluğu nedeniyle disiplin suçu işlediği rapor ediliyor. Ne zaman? 2015’te.

“ALEVİ AÇILIMINI, KATLETTİĞİNİZ UĞUR KURT’UN OĞLUNA ANLATIN”

Peki, ne oluyor? Tabii, o süreçte -2015, güvenlik konseptine geçilmiş, artık mekanizma orada işliyor- raporu hazırlayan müfettiş emekliye sevk ediliyor, daha sonra, sizin Bakanlığınız döneminde bu kişi 2017’de Ankara Emniyet Müdürü oluyor ve şu anda hâlen de Ankara Emniyet Müdürü olan Servet Yılmaz.Servet Yılmaz disiplin suçunu alsa hiçbir şekilde yükselemeyecek, işleyiş böyle ama hiçbir şekilde o suçu almıyor ve ödüllendiriliyor. Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Sizin politikanız cezasızlık üzerine kurulu, sizin Alev açılımınız budur. Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktınız evladına gidin anlatın onu. Şimdi, Aleviler sadaka istemiyor, Aleviler eşit yurttaşlık statüsü çerçevesinde, eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde kendi haklarını; ana sütü gibi helal olan, vergileriyle ödenmiş, ortaklaşmış ve bu ülkenin yurttaşı olmaktan kaynaklı haklarını istiyor. Alevilere sadaka dağıtma mantığından vazgeçin. Sizin boyunuzu aşabilir ama boyu uzun olanlar var, o uzun boylular bunun gereğini yerine getirsinler.”

(HABER MERKEZİ)

Britanya Alevi Federasyonu 5’inci olağan kurulunu gerçekleştirecek

0

Britanya Alevi Federasyonu (BAF), ‘Aleviler Vardır, Alevilik Haktır’ şiarıyla 5’inci olağan kurulunu gerçekleştirecek.

Uzun yıllardır Britanya’da Alevi toplumuna hizmet eden Britanya Alevi Federasyonu (BAF) 5’inci olağan kurulunu gerçekleştirecek.

12 Aralık 2021 Pazar günü Britanya Alevi Federasyonu yerleşkesinde gerçekleşecek kurul saat 13.00’te başlayacak.

(HABER MERKEZİ)

Eğitimci-Yazar Balkız’dan, okul öncesi din dayatmasına tepki: Taliban müfredatı hedefleri!

0

Millî eğitim sistemi için tavsiye kararları almak üzere toplanan 20. Millî Eğitim Şûrası çalışmalarını tamamladı. Ancak şurada gündeme getirilen “Okul öncesi öğretim programında din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” önerisi tartışmalara neden oldu. Eğitimci Ali Balkız, “IŞID kafası, Taliban müfredatı hedefleridir” diyerek yapılan şurayı eleştirdi.

Milli Eğitim için tavsiye kararları almak üzere 7 yıl aranın ardından toplanan 20. Milli Eğitim Şurası, tartışmalı kararlarla sona buldu. Şurada alınan kararlar arasında en tartışmalı olanı, “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” tavsiye kararıydı.

“MEB, ŞERİATÇI KURUMLARLA BÜTÜNLEŞMİŞTİR”

“Okul öncesinde din eğitimi verilmesi pedagoji anlamında nasıl yorumlanır?” sorusuna önceki dönem Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı olan Ali Balkız cevap verdi. Aynı zamanda eğitimci olan Balkız, “Bu son öneriyle de görüldü ki; Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ne Bakanlıktır, ne de Millidir” dedi. Ali Balkız, “MEB, 4+4+4’den buyana, artık bir vakıftır. Tıpkı TÜRGEV, TUGVA, ENSAR gibi. Bu şeriatçı kurumlarla, protokoller yoluyla bütünleşmişken, yetmemiş, dini eğitimi, her dersin, her sınıfın, her konunun içine yerleştirerek, sıkıştırarak imam hatipleştirmiştir” ifadelerini kullandı.

TALİBAN MÜFREDATI HEDEFLERİDİR”

Eğitimci-Yazar Ali Balkız, eğitim sisteminin günden güne dinselleştiğini vurgulayarak “IŞID kafası, Taliban müfredatı hedefleridir” dedi. Balkız, 1-3 Aralık’ta yapılan Milli Eğitim Şurası’nda farklı çevrelerce gündeme getirilen maddelerin iktidar tarafınca belirlendiğini ifade ederek şunları söyledi:

“Laik, Bilimsel, Deneysel, özgür, sorgulayıcı bir eğitim yerine, eğitim-öğretimi, Cumhuriyet öncesi, mektep-medrese düzeyine indirgemek istemektedir. Bu Şura’da alınan (Aslında aldırttırılan) karar da, bir adım daha ileriye gidilebilmenin gerekçesi olacaktır. Bu anlamda MEB, Bakanlık da değildir. O bir türlü başaramadıkları kültürel, sanatsal dönüşümü sağlayacak araç olacaktır, akıllarınca.

Peki bunu başarabilirler mi? Hayır, başaramazlar. Sadece kafasını gözünü yaralar, nesilleri sakatlar, çocuklarımızı bunalıma sokarlar.

Şöyle ki; 4-6 yaşındaki çocuklarımız, henüz; zihinsel, fiziksel, beyinsel gelişimini tamamlayamamıştır. O bir çocuktur. Soyut şeyleri ona anlatamazsınız, öğretemezsiniz. Günah-sevap, hayır-şer, dünya-ahiret, cennet-cehennem, ruh, cin, peri, tanrı, allah, melek gibi sözcüklerle onları sadece korkutursunuz. Gece rüyalarının kabusu yaparsınız. Bu yaşta çocuk, elinde oyuncağı ile evinde kuşu, balığı, kedisi, köpeği ile beş duyusuyla birlikte oynar. En çok da kardeşleri ve arkadaşlarıyla…

Dini ve değer eğitimi-öğretimi verilirken güya ‘çocuğun yaşı dikkate alınacakmış. Hangi dikkat?”

“GİDERAYAK, ‘DAHA FAZLA NASIL ZARAR VEREBİLİRİMİN’ DERDİNDE”

Ali Balkız, zorunlu din derslerinin okul öncesinde de hayata geçirilmesinin hukuksal anlamda hiçbir karşılığı olmadığının altını çizdi. Eğitimci Balkız, “Aslında; AKP işin sonuna geldiğinin ayırdında” diyerek şu yorumu yaptı:

“Zorunlu din dersleri ve diğer uygulamalar yetmezmiş gibi, bu projenin de hayata geçirilmesi hazırlığı, mevcut uygulamalar gibi; Anayasanın Din ve Vicdan Özgürlüğü, Milli Eğitim Temel Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi hükümlere aykırı olmanın dışında, velinin, çocuğu üzerindeki haklarına, ahlaka, vicdana, toplumsal düzene de aykırıdır. Çocuk, okul ile evi, sokak (park) ile okul arasında kalacak, giderek ne ona, ne de buna inanacaktır.

Bu konuda bu çocuğun, ‘kimin çocuğu?’ olduğunun hiçbir önemi yoktur. Türk, Kürt, Alevi Sünni…

Peki başarabilirler mi? Hayır, başaramazlar. Çünkü hiçbir anne-baba, çocuğunun elinden alınmasına, ruhen sakatlanmasına, evde çatışma çıkmasına izin vermez. Çünkü; onca tahribata karşın; laik, demokrat, özgür, bilimsel, kamusal, karma, eşitlikçi eğitimden yana olan, siyasi partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, basın yayın kuruluşları, aydınlar, yazarlar, eğitimciler, pedagoglar, sosyologlar buna izin vermezler.

Aslında; AKP işin sonuna geldiğinin ayırdında. Yıllardır işgal kuvvetleri mantığı ile paylaşabildiği kadar ganimet paylaştı. Giderayak, ‘daha fazla nasıl zarar verebilirimin’ derdinde.

Tahribat’ın tamiratı, belki zaman alacaktır ama olanaklıdır. Yeter ki; demokrasiden, eşitlikten, barıştan, kardeşlikten, özgürlükten yana olan güçler; ‘Gelin canlar bir olalım’ olsun.”

Eren GÜVEN/ANKARA

                                                                                             <br>

Tunceli Valisinin ve askerlerin ceme katılması tepki çekti: Cemevleri, gösteri alanı değildir!

0

Nazımiye Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevinde Tunceli Valisi’nin katılımıyla geçen hafta cem yapılması tepki çekti. Anadolu Alevi Ocakları Derneği ve Seyyid Hacı Kureyş Dergahı Derneği ortak yazılı bir açıklama yaparak, cemin tiyatro gibi izlenemeyeceğini, bunu yapmaya kimsenin hakkı olmadığını belirttiler. Açıklamada, “Cemevleri, ocak, dergahlar bir müze, bir sergi, bir gösteri alanı değildir” denilerek sert tepki gösterildi. 

Nazımiye Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevini ziyaret eden Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan da yürütülen ceme katılıp izlemesi tepki çekti.

Anadolu Alevi Ocakları Derneği ve Seyyid Hacı Kureyş Dergahı Derneği “Alevi Ocakları üzerinde oynanan oyunlar” ortak yazılı bir açıklama yaparak, cemin seyirlik olmadığını belirterek, “Cemde mevki, makam ön plana çıkarılmaz. Bunu düzenleyen hiç bir rehber, pir ve dernek başkanının hakkı yoktur ve olmaz da. Günümüzde bir inanç kurumuna gidip ‘siz inancınızı yerine getirin, bizde bir tiyatro, sinema izler gibi izlemeye geldik’ desek herhangi bir ibadete yakışır mı? İnanan bütün insanların inancına ters düşmez mi?” diyerek tepki gösterdi.

Yapılan yazılı açıklama şöyle:

“Son zamanlarda bazı derneklerin içinde örgütlenen kimi insanlar inancımıza inanılmaz büyük zararlar vermektedirler. Bugünlerde Düzgün Baba Dergahında yapılan cem hadisesi örnek teşkil etmektedir. Edindiğimiz bilgilere göre yetki ve yeteneği olmayan bu şahıslar, cem ve cem olma adabı, erkanını bilmeden siyasi bir şov şeklinde inanç önderimiz olan bir ocağın içinde cem yaptıkları belirlenmiştir. Bu şahıslar bilinçsiz ve HAKK MUHAMMED ALİ yolu erkanına uymayan tavırlar sergilemişlerdir. Yine edindiğimiz bilgilere göre yanına devlet erkanı yetkililerini de alarak onları da kendi emellerine (amaçlarına) alet etmişlerdir.

“CEMDE MEVKİ, MAKAM ÖN PLANA ÇIKARILMAZ”

Bu Yolun erkan ve adabını bilenler ceme giren her bireyi can olarak kabul edilir. O, can Teslim-i Rıza olmadan halkla bir öz, bir can olmadan veya halktan birisi olarak cem erkanına katılmıyorsa ceme alınmaz. Cem de mevki, makam ön plana çıkarılmaz. Bunu düzenleyen hiç bir rehber, pir ve dernek başkanının hakkı yoktur ve olmaz da. Günümüzde bir inanç kurumuna gidip ‘siz inancınızı yerine getirin, biz de bir tiyatro, sinema izler gibi izlemeye geldik’ desek herhangi bir ibadete yakışır mı? İnanan bütün insanların inancına ters düşmez mi?

Bazı dernek başkanları devlet erkanını veya siyasi parti başkanlarını yanlarına alarak bir güç gösterisinde bulunuyorlar. Bu olayı inancın gereği gibi gösterebiliyorlar. Hâlbuki ceme gelen bir şahsın mevki ve makamı ne olursa olsun orada mevki sorgulanamaz. O şahıs inanıyorsa gelir halktan biri olarak ceme katılır, inancın erkanına uyar.

“CEMEVLERİMİZ BİR MÜZE, BİR SERGİ, GÖSTERİ ALANI DEĞİLDİR”

Kişi cemevine ziyarete gelirse benliğini, kibirini dışarda bırakarak bir can olarak yapar. Bu ziyareti reklam olarak kullanamaz. Ocaklarımızı ve ocakta bulunan cemevlerimizi siyasi sermayeye çevirmemeliyiz. Cemevleri, ocak, dergahlar bir müze, bir sergi, bir gösteri alanı değil, olmamalıdır da. Örnek olarak Yüce Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (s.a.a.) Efendimiz Miraç dönüşü Kırklar Cemine girince kendisini halktan biri olarak tanıtır. Kırklar Cemine öylece alınır. Bunu tüm insanlığa güzel miras olarak bırakmıştır.

Sözün kısası Ocaklarımızı, Ziyaretlerimizi, İnançsal değerlerimizi bireysel çıkarlar ve menfaatleriniz için kimsenin kullanmaya hakkı ve yetkisi yoktur.

Düzgün Baba’da yapılan ve sosyal medyaya yansıyan görüntüler bir cem değildir. Cemin de töreni olmaz. Anlayamadığımız bireysel bir çıkar ilişkisi olduğunun ispatıdır. Tüm Seyyid evlatlarının ve cemevlerinin bilgisine.

(HABER MERKEZİ)

                                                                                             <br>

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunuyor

0

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupa Alevi hareketine yönelik iddialarına ilişkin açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, “Recep Tayyip Erdoğan’ı Alevi kurumlarına söylemiş olduğu sözleri kanıtlaması için, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre millet adına hareket etmesi gereken ülkenin yargı makamlarını göreve çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Siirt’te yaptığı konuşmaya ilişkin bir açıklama yayımladı. Erdoğan’ın Avrupa Alevi hareketine yönelik iddialarının iftira olduğunu belirten AABK açıklamasında “Recep Tayyip Erdoğan’ı Alevi kurumlarına söylemiş olduğu sözleri kanıtlaması için, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre millet adına hareket etmesi gereken ülkenin yargı makamlarını göreve çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

AABK’nin “Çekin kirli ellerinizi inancımızdan!” başlığıyla yayımladığı açıklama şöyle:

“Avrupa Alevi hareketinin bağımsız çizgisi, kendi imkanlarıyla yarattığı örgütlü gücü ve kazanımları, her daim zalimin karşısında, mazlumun yayınında duruşu, siyasal İslamcılara ve onun himayesi altında asimilasyona hizmet etmek isteyenlere taviz vermemesinden rahatsız olan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir kez daha kurumlarımıza ve temsilcilerimize karşı yalan, kin ve nefret söylemiyle saldırdı.

Yaklaşık yirmi yıldır yönettikleri ülkenin geldiği durumu görüp adam gibi istifa etmeyi bile beceremeyen, kendilerinin ve yandaşlarının kasalarını kara parayla dolduran bu siyasi yapı, Aleviler üzerinden kendisine alan açmaya yolunu seçti.

“ALEVİ NEFRETİ ÜZERİNDEN KURUMLARIMIZI İTİBARSIZLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR”

Bunu yaparken de dünya Alevilerinin umudu, göz bebeği olan Avrupa Alevi hareketine, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonumuza yalan ve iftira atma yöntemine gitti. AKP’li Cumhurbaşkanı Siirt’te STK yetkilileriyle bir araya geldiği toplantıda, “Almanya Devleti iki yıl önce Alevilere yıllık 30 milyon Euro verdi” diyerek, yalan söyledi.

Suriye ve dünyanın farklı coğrafyalarındaki cihatçı gruplara aktardıkları milyonlarca doları, verdikleri lojistik desteği, Avrupa’ya gönderdikleri gri pasaportlu dedeleri, ajan ve tetikçileri unutturmak için, Avrupa Alevi hareketini çamur atmaya yöneldi. Bir kez daha Alevi nefreti üzerinden, kurumlarımızı itibarsızlaştırarak, ülkenin üzerindeki bunca yükten, problemden, sorumluluklarından, yargılanmaktan kurtulabileceğini sandı.

“ALEVİLERİN İRADESİNİ SATIN ALABİLECEĞİ PLANINI YAPTI”

Seçimlere hazırlanıldığı şu günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamak yerine, gene en iğrenç yüzlerini göstererek, yıllardır denedikleri böl parçala yönet yöntemine devam edebileceğini, kendine yakın çakma kurum ve kişilere rüşvet vererek, Alevilerin iradesini satın alabileceği planını yaptı. Hatırlatırız, rüşvet vermekte, almakta suçtur. Üstelik Aleviler muktedirden hiç bir zaman rüşvet dilenciliği yapmadılar, bundan sonra da yapmayacaklar. Alevilerin muktedirden bir tek talebi var, oda: “Çekin kirli ellerinizi inancımızdan!”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve bileşenimiz Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak bugünden itibaren yasal süreci başlatıyor, Recep Tayyip Erdoğan’ı Alevi kurumlarına söylemiş olduğu sözleri kanıtlaması için, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre millet adına hareket etmesi gereken ülkenin yargı makamlarını göreve çağırıyoruz.

“ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

Recep Tayyip Erdoğan:

– Bu beyanlarıyla alenen T.C Anayasa’sının 10. Maddesinde düzenlenen “Ayrımcılık Yasağını”,

– Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 26. maddesinde düzenlenen “hukuken ayrımcılığa karşı korunma” yasağını ihlal etmiş,

– TCK’nın 216. Maddesinde düzenlenen Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak suçunu,

– TCK’nın 257. Maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu

– TCK’nın 267. Maddesinde düzenlenen iftira suçunu, işlemiştir.

– Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan Aleviler olarak Recep Tayyip Erdogan’ı iftira yoluyla kurumlarımızı itibarsızlaştırmak, kurumsal ve kişilik haklarımıza yönelik yalan beyanlarda bulunmak,

– Cumhurbaşkanlığı görevini kötüye kullanmak, halkın bir kesiminin benimsediği inançsal değerleri alenen aşağılamak suçunu, işlemiş olduğu iddiasıyla suç duyurularında bulunacağız.”

PİRHA/ İSTANBUL

AKD Altınoluk Şubesi’nden ‘Hünkar Hacı Bektaş Veli Sevgi ve Barış Yılı’ etkinliği

0

Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi ve Edremit Belediyesi Hünkar Hacı Bektaş Veli sevgi ve barış yılı etkinliği düzenleyecek. Etkinliğe; Hubyar Semahı, Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk şubesi Kadınlar korosu ve Dertli Divani katılacak.

UNESCO, 2021 yılını resmi olarak Hünkar Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı” yılı ilan etmişti. Yılın bitmesine günler kala ölümünün 750. yılı vesilesiyle Hünkar Hacı Bektaş Veli anılmaya devam ediyor.

Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi, Balıkesir Edremit Belediyesi ile birlikte bir etkinlik düzenliyor.

Etkinliğin moderatörlüğünü, İstanbul Tekel ve Gazeteciler Birliği Odası Başkanı Ferihan Karasu yapacak. Yazar ve sendikacı Yaşar Seyman ve Ergün Şanlı dede ise konuşmacı. Hubyar semahçıları ve AKD Altınoluk Kadınlar Korosu etkinlikte deyişler ve türküler seslendirecekler. Aynı zamanda Dertli Divani de etkinliğe katılanlar arasında.

Dilek Aygün’ün sunuculuğundaki etkinlik, 11 Aralık Cumartesi günü Ayhan Şahenk Kültür Merkezi’nde saat 18:00’de başlayacak.

(HABER MERKEZİ)

Vorarlberg Alevi Kültür Merkezi, yeni yönetimini belirledi

0

Vorarlberg Alevi Kültür Merkezi (VAKM), 17.Olağanüstü Genel Kurulu’nu gerçekleştirerek yeni yönetim kurulunu, disiplin kurulunu, denetleme kurulunu ve kadınlar kurulunu belirledi. Vorarlberg Alevi Kültür Merkezi Başkanı yeniden Rıfat Özmen oldu. 

Avusturya’da bulunan Vorarlberg Alevi Kültür Merkezi (VAKM) 10 Ekim 2021’de yeni yönetim kurulunu belirlemek için 17. Olağanüstü Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi.

Yoğun katılımın sağlandığı genel kurul neticesinde yeni yönetim kurulu, disiplin kurulu, denetleme kurulu ve kadınlar kurulu belirlendi.

Genel kurulda belirlenen yönetim şu şekilde:

Başkan- Rıfat Özmen

Başkan Vekili- Mehmet Karataş

Sayman- Ercan Utar

Sayman Yardımcısı- Hasan Karapınar

Gençlik Koordinatörü- Ali Sulu

Kültür Ve İnanç Hizmetleri Sorumlusu- Aydın Akgül

Sekreter-Suna Aktaş

Koordinatör- Metin Ağtaş

Kantin Ve Ekonomi Koordinatörü- Ali Han

Sosyal Faaliyet Ve Medya Sorumlusu- Açelya Öztürk

Mutfak Sorumlusu- İpek Bektaş

PİRHA/ AVUSTURYA

                                                                                             <br>

Altınova Cemevi’nin temeli atıldı

0

Antalya Kepez Belediyesi’nin yapımını üstlendiği Altınova Cemevi’nin temel atma töreni dün yapıldı.

Kepez Belediyesi’nin yapımını üstlendiği Altınova Cemevi’nin temeli düzenlenen törenle atıldı.

Temel Atma Törenine, Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, Alevi dernek başkanları, siyasi parti temsilcileri ve belediye meclis üyeleri katıldı.

Törende, Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Başkanı Gani Kaplan ile Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı Müslüm Metin birer konuşma yaptı.

4 bin 500 metrekare toplam inşaat alanına sahip proje içerisinde, 2 konferans salonu, ibadethane, kütüphane, kurban kesim merkezi, sergi alanı, kurs alanları ve kafeterya olacak.

(HABER MERKEZİ) 

Bir cami de olan Alevi köyündeki cemevi inşaatına Vali’den yakın ilgi!

0

AKP’nin son zamanlarda cemevlerine yakın ilgisi vali ziyaretleriyle de sürüyor. Şuhut ilçesi Güneytepe Köyü’nde inşaat çalışmaları devam eden cemevini Afyonkarahisar Valisi Gökmen Çiçek inceledi. Valinin cemeviyle ilgili bilgiler aldığı öğrenildi. 

Alevi inancını hala tanımayan, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini görmezden gelen AKP hükümetinin, cemevlerine ilgisi şaşırtacak ölçüde devam ediyor. Bu kapsamda hem valiler, hem kaymakamlar, hem de İçişleri Bakanı’nın danışmanlarının Alevi derneklerine, cemevlerine ziyaretleri, cemevi inşaatlarıyla bizzat ilgilenmeleri endişe de yaratıyor.

Bu kez Afyon’da yaşandı. Şuhut ilçesi Güneytepe Köyü’nde inşaat çalışmaları devam eden cemevini Afyonkarahisar Valisi Gökmen Çiçek ziyaret etti.

Bizzat cemevi projesini incelediği görülen valinin, şu ana dek yapılan çalışmalar ve inşaatın kalan kısmında yapılacak diğer çalışmalar hakkında bilgiler aldığı öğrenildi.

Alevi köyü olmasına rağmen Güneytepe Köyü’nde cami de olması dikkat çekiyor.

PİRHA/AFYON

                                                                                             <br>

‘Bizim tarihimiz, saraylara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur’

0

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na dair söylediklerini eleştirerek “Alevilere kin kusmak AKP’li Tayyip Erdoğan’ın fıtratında var” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu hakkında söylediği sözlere eleştiriler büyüyor.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada “Alevilere kin kusmak AKP’li Tayyip Erdoğan’ın fıtratında var” ifadeleri kullanıldı.

“YOLDAŞIMIZI HEDEF GÖSTERMEK ALEVİLERE MEYDAN OKUMAKTIR”

Yapılan açıklamada “Pir Sultan örgütlülüğü olarak, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yanındayız” denilerek şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye’deki Alevilerin devletten destek istemediğini ifade eden Erdoğan, Avrupa örgütlülüğümüzün demokratik mücadelesi sayesinde Alman devletinin Aleviliği tanımasını sindiremediğini de itiraf etmiş oldu.

Bizim inancımızda Hz. Ali’nin yerini sorgulamak kimsenin haddi değildir!

‘Alisiz Alevilik’ diye bir söyleme sarılan Tayyip Erdoğan, biz Alevileri, etrafına topladığı cemaatlerle karıştırmaması gerektiğini hala öğrenememiş. Zira bizim tarihimiz saraylara, saltanatlara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur. Herhangi bir yoldaşımızı hedef göstermek tüm Alevilere meydan okumaktır.

Tayyip Erdoğan; ‘Karacaahmet dergâhını yıkamadım içimde uktedir’ diyen kişidir. Tayyip Erdoğan, Madımak davasının zamanaşımına uğratılmasına ‘hayırlı olsun’ demiş, katil Ahmet Turan Kılıç’ı affetmiştir. AİHM kararlarına rağmen zorunlu din derslerini dayatan kişidir. Avrupa örgütlenmemizin kazanımlarını hazmedemeyip, sözde Alevi güzellemesi yapan Erdoğan, her zamanki gibi Alevilere karşı samimiyetsizdir, güven vermemektedir.

Cumhurbaşkanlığı yaptığı ülkede, bir tane Alevi vali, ordu komutanı, rektör, bakan yokken, tüm kamu kurumları cemaatlere teslim edilmişken, Alevilikten dem vurmak tamda AKP aklıdır. 20 yıllık iktidarı döneminde her fırsatta Alevilere yönelik nefret söylemini kullananlar, kapılarımız işaretlenirken sessiz kalanların samimiyetine elbette ki güvenmiyoruz.”

PİRHA/ANKARA

Ali Kenanoğlu: Alevi kurumları, Aysel Tuğluk’a olan vefa borcunu ödemeli!

0

Milletvekili Ali Kenanoğlu, 2016 Aralık ayından beri tutuklu olan siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna dikkat çekti. Kenanoğlu, CAN TV’de katıldığı programda Alevi örgütlerine çağrı yaparak “Aysel Tuğluk, siyaset yaptığı süreç Alevi ve Kürt kimliğini asla inkar etmemiş ve buna sahip çıkmış birisidir. Bugün de Tuğluk’un yaşadığı mağduriyetin sonucunda bizim, Alevi kurumlarının ona sahip çıkması gerekir” dedi.

HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, CAN TV’de yayınlanan Can’dan Bakış adlı programın konuğu oldu. Kenanoğlu, canlı yayınlanan programda tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna dikkat çekerek Alevi kurumlarına çağrıda bulundu.

“ALEVİ KURUMLARI, TUĞLUK’A VEFA BORCUNU ÖDEMELİ”

Aysel Tuğluk’un yaşadığı sağlık sorunlarına sebep olarak anne Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan saldırıyı işaret eden Ali Kenanoğlu, “Tedavisi ancak dışarıda mümkündür” diyerek şu açıklamayı yaptı:

“Sonuçta Aysel Tuğluk, inancına, kimliğine sahip çıkan bir Alevi Kızılbaş kadınıdır. Şu anda cezaevinde yaşadıkları, annesinin cenazesinde yaşanılan ve kendisine yaşatılan travmadan kaynaklı oluşan bir sonuçtur. Bu anlamıyla Alevi kurumları, yapmış olduğu siyaset içerisinde kendi inançsal kimliğine sahip çıkan insanlarına göğüs germek zorundadır. Aysel Tuğluk, siyaset yaptığı süreç içerisinde Dersimli, Alevi ve Kürt kimliğini asla inkar etmemiş ve buna sahip çıkmış birisidir. Bugün de Tuğluk’un yaşadığı mağduriyetin sonucunda bizim, Alevi kurumlarının, ona sahip çıkması gerekir. Tuğluk, siyaset yaptığı süreç içerisinde ben bir Alevi kurumunun başkanıydım. Alevi kurumları ile olan ilişkilerini, Alevilere nasıl sahip çıktığını bilen birisiyim. Dolayısıyla şu anda vefa borcunu ödemek ve sahip çıkmak duygusunu sergilenmesi gereken de Alevi kurumlarıdır. Şu anki Alevi kurumlarının yöneticileri bunun farkında olmayabilirler, ben sadece bunu kendilerine hatırlatmak istedim.

Aysel Tuğluk’un yaşamış olduğu mağduriyet, tümüyle annesinin cenazesinde yapılan hakaretten kaynaklı olarak yaşanan travmanın sonucu ile gelişmiş bir durumdur. Aysel Tuğluk, kesinlikle tahliye edilmek zorundadır. Tedavisi ancak dışarıda mümkündür. Alevi kurumları da bu anlamıyla kendi canlarını sahip çıkmak durumundadır. Bir bütün olarak Alevi toplumuna programda bir çağrıda bulundum. Bu yabana atılacak bir durum değil.”

(HABER MERKEZİ)

Bordeaux AKM eşit başkanlığına Fatma Hezer ve İsmail Türkmen seçildi

0

Bordeaux Alevi Kültür Merkezi Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Eşit Başkanlığa Fatma Hezer ve İsmail Türkmen seçildi.

Fransa’da hizmet yürüten Bordeaux Alevi Kültür Merkezi Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi.

Pandemi nedeniyle ertelenen genel kurula çok sayıda yurttaş katıldı.

Olağan Genel Kurul sonunda eşit başkanlığa Fatma Hezer ve İsmail Türkmen seçildi. Bilindiği üzere 9-10 Ekim tarihlerinde, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu tüzüklerinin yenilenmesi ile  beraber, Alevi Kültür Merkezleri ve cemevlerinde eşit başkanlık sistemine geçilmişti.

(HABER MERKEZİ)

                                                                                             <br>

Mat: Erdoğan’ı iddiasını kanıtlamaya davet ediyorum; aksi halde dava açacağız

0

AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Alevi hareketine yönelik, “Almanya 2 yıl önce bunlara 30 milyon euro para verdi” sözlerine tepki gösterdi. “Erdoğan’ı bu iddiasını kanıtlamaya davet ediyorum. Aksi takdirde hukuksal süreci işleteceğiz” diyen Mat, “Avrupa’da elde ettiğimiz kazanımlar kimyalarını ve ezberlerini bozmuş. Verdiğimiz demokratik hak mücadelemizi inatla ve kararlılıkla daha da büyüterek sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Siirt’te ‘Demokrasi Buluşması’ adıyla yaptığı programda söz alan CEM Vakfı kurucu üyelerinden ve bir dönem MHP’de görev alan Ercan Güvenç, İçişleri Bakanlığı’nın cemevleri üzerinden yürüttüğü çalışmaların Aleviler tarafından sıcak karşılandığını iddia etti.

Güvenç’in sözleri üzerine konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan da Avrupa Alevi örgütlenmesini hedef alarak, “Almanya’da da özellikle Alevilikten öte Alisiz Alevilikle adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor. Ve Cumhuriyet Halk Partisi orada o işi yürüteni de burada aday yapmak da istedi. Bunların da zaten kimler olduğunu bilirsiniz. Ve ciddi de onlara para desteği veriyorlar. Bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro bunlara parasal destekleri de olmuştu” ifadelerini kullandı.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat sosyal medya hesabı üzerinden Erdoğan’ın açıklamalarına tepki gösterdi. “Cumhurbaşkanının ileri sürdüğü iddiasını kanıtlamaya davet ediyorum” diyen Mat, Erdoğan’ın Alevilerin Avrupa’da elde ettiği kazanımlardan dolayı rahatsız olduğunu ifade etti.

Mat ayrıca, Alevilerin cemevi arsası, dedelere maaş, cemevinde çalışanlar için maaş taleplerinin olmadığını da kaydetti.

“ELDE ETTİĞİMİZ KAZANIMLAR KİMYALARINI BOZMUŞ”

Mat‘ın paylaşımı şöyle:

“Cumhurbaşkanının ileri sürdüğü iddiasını kanıtlamaya davet ediyorum. Cumhurbaşkanı Siirt’te STK yetkilileriyle bir araya geldiği toplantıda, saray soytarılarından biri eğilip bükülerek Alevilerin talepleri hakkında yaptığı konuşmaya cevap veriyor. Cumhurbaşkanı, “Almanya Devletinin iki yıl önce Alevilere yıllık 30 milyon Euro verdiği” iddiasında bulunuyor. Bu iddiasını kanıtlamaya davet ediyorum. Aksi takdirde hukuksal süreci işleteceğiz.

Ayrıca, Alevilerin; cemevi arsası, dedelere maaş, cemevinde çalışanlar için maaş talepleri yok. Aleviler; kimliklerinin tanınmasını, eşit yurttaşlık hakkı, anayasal haklarının güvence altına alınmasını, zorunlu din dersleri ve Diyanetin kaldırılmasını, devletin Alevi katliamlarıyla yüzleşmesini, Madımak’ın utanç müzesi olmasını, dergahlarının iadesini istiyor. Avrupa’da elde ettiğimiz kazanımlar kimyalarını ve ezberlerini bozmuş. Verdiğimiz demokratik hak mücadelemizi inatla ve kararlılıkla daha da büyüterek sürdürmeye devam edeceğiz.”

Erdoğan yine hedef aldı: Almanya’da Alisiz Alevilikle adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor

0

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Siirt’te katıldığı programda söz alan CEM Vakfı kurucu üyelerinden Ercan Güvenç, İçişleri Bakanlığı danışmanlarının cemevlerine ihtiyaç ziyaretlerinin ve dedelere maaş bağlanmasının Alevi toplumunda sıcak karşılandığını iddia etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Alevilerin devletin mali desteği konusunda anlaşamadığını öne sürerek, Avrupa Alevi örgütlenmesini bir kez daha hedef alması dikkat çekti. Erdoğan’ın suçladığı Alevi örgütlenmesinin çalışmaları sayesinde Almanya’da 5 eyalette ‘Hak eşitliği’ anlaşması imzalanarak, Aleviler bağımsız bir inanç grubu olarak tanındılar. 

‘Demokrasi Buluşması’ programında CEM Vakfı kurucu üyelerinden Ercan Güvenç‘in, İçişleri Bakanlığı danışmanlarının cemevlerine ihtiyaç ziyaretleri, devletin Alevilere cemevi arsası tahsisi ve Alevi pirleri-dedelerine maaş bağlanmasının Alevi toplumunda sıcak karşılandığını iddia ederek bazı taleplerde bulundu.

CEM VAKFI KURUCU ÜYESİNDEN TEK TİP, MİLLİYETÇİ VE AYRIŞTIRICI CÜMLELER!

Erdoğan’ın Siirt’te katıldığı ‘Demokrasi Buluşması” etkinliğinde söz alan ve Cem Vakfı kurucu üyelerinden olduğunu söyleyen Ercan Güvenç, konuşmasının büyük bölümünde Alevi süreklerini tek tipleştiren, milliyetçi ve ayrıştırıcı cümleler kullanan Cem Vakfı kurucu üyelerinden Ercan Güvenç, “Alevilik Hoca Ahmet Yesevi’nin Kazakistan memleketinden Balkanlara kadar uzanan Türklerin İslam anlayışıdır. Cemevlerinin arsa tahsisi konusunda, dedelerin ve Bektaşi babalarının maaşları konusunda, cemevlerinde çalışan personellerin maaşları konusunda sıkıntıları var. Okullarda da yine Aleviliğin okutulması konusunda daha detaylı bilgilere ihtiyacı var. Çok şükür birtakım bilgiler konuldu ama bunun daha detaylı daha doyurucu bir niteliğe kavuşma beklentisi var Alevilerin. Bu arada tabii bu sorunlar çözülmediği takdirde Alevilerin inançsal olarak psikolojik sıkıntıları, devletini bu kadar sevmiş olmalarına rağmen kendilerini bir kenara konulmuş gibi hissediyorlar. Her Alevinin evine gittiğinizde beze sarılı Kur’an-ı Kerim, bir tarafta Türk bayrağı, bir tarafta da Atatürk’ün resmi vardır. Ama bu inançsal hizmetlerdeki mağduriyetleri olmasına rağmen cuma akşamları yapılan cemlerde mutlaka devleti yönetenlere duaları vardır. Polisimize ve askerimize hiç dualarını eksik etmezler” iddiasında bulundu.

“DEVLETİN, ALEVİ DEDELERİNE MAAŞ VE CEMEVİ ARAZİSİ VERMESİ SEVİNDİRİCİ”

Güvenç, ayrıca cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verilmesi, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının Alevi toplumunda sevinçle karşılandığı iddiasında bulunarak, “Dolayısıyla bu sorunlar sizlerin de başlattığı, Kültür Bakanlığımızın ve İçişleri Bakanlığımızın verdiğiniz talimatlarla Doktor Ali Özzeybek’in başkanlığında yürütülen 1585 cemevinin ihtiyaçlarının karşılanması, cumhuriyet tarihinde ilk defa direkt devlet tarafından bir el verilmesi, Alevi kuruluşlarının bir kısmında çok sıcak karşılanmadı ama toplumun çok büyük bir kesiminde oldukça sıcak karşılandı. Sayın Cumhurbaşkanı, bizlerin beklentisi tabii Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” şiarımızla bu hizmetlerin kalıcı olarak devam etmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN: ALEVİLER DEVLETTEN MALİ DESTEK ALMA NOKTASINDA ANLAŞAMIYORLAR

CEM Vakfı kurucu üyelerinden Ercan Güvenç’in ardından konuşan Erdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık talebine değinmezken, Alevilerin devletten ‘yardım’ alması konusunda ikilem yaşadığını iddia etti. Erdoğan ayrıca, Alevilerin devletin güdümüne girme korkusundan sıyrılmalarını gerektiğini savunarak, Avrupa Alevi hareketini de hedef aldı.

Erdoğan şunları söyledi:

“Bu işi şu anda en büyük tahrik unsuru olan yurtdışı, yurtdışında da birinci derecede Almanya. Bizim partinin belediyeleri noktasında arkadaşlarımıza hep tavsiyemiz şudur: Özellikle cemevi vs. açma noktasında destek aradıkları zaman elinizden gelen desteği verin. Mesela ben belediye başkanlığımda Küçükköy tarafında bir yer tahsis ettim ve tahsis etmekle kalmadım bir de bu cemevinin yapılması için kendilerine betondu vs. filan bunları vermeye kalktım. Ama bunlar birbirine girdi. ‘Sen nasıl olur da kalkıp Tayyip Erdoğan’dan bu desteği alırsın’ dediler. Yani böyle bir sıkıntı şu anda Alevi kardeşlerimizin arasında var. Anlaşamıyorlar. Burada bir defa mali noktadaki destek konusunda da anlaşamıyorlar. Devletten alalım mı almayalım mı? Ve sözleri şu: ‘Eğer alırsak devletin güdümüne gireriz’. Bunu işliyorlar. Biz de diyoruz ki, yani niye güdüme gireceksin ki? Belli bir ücreti devlet ihdas ediyor da veriyorsa zaten verir. Niye güdümüne gireceksin ki? Ama bu anlayış da var. Önce bunun tabii bir halli gerekiyor. Bunun halli gerektiği taktirde birçok şey daha da kolay aşılabilir.

AVRUPA ALEVİ HAREKETİ HEDEFİNDE

Almanya’da da özellikle Alevilikten öte Alisiz Alevilikle adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor. Ve Cumhuriyet Halk Partisi orada o işi yürüteni de burada aday yapmak da istedi. Bunların da zaten kimler olduğunu bilirsiniz. Ve ciddi de onlara para desteği veriyorlar. Bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro bunlara parasal destekleri de olmuştu.”

PİRHA/ İSTANBUL

Erzincan’ın Günbağı Köyü’ndeki atıl okul binası, aş evine çevrildi-VİDEO

0

Erzincan’ın merkeze bağlı Günbağı Köyü’nde atıl olarak bulunan okul binası, köylülerin ortak çalışması ile aş evine çevrildi. Köy muhtarı, aş evinin düğün veya hayır yemeklerinin verileceği bir alanın olmamasından dolayı yapıldığını kaydetti.

Erzincan merkeze bağlı Günbağı Köyü’nde atıl durumda bulunan okul binası köylülerin ortak çalışması ile aş evine çevrildi. 3 mezralı ve 200 haneli Günbağı Köyü’nde yaklaşık 350-400 kişi yaşıyor. Köyde eskiden okul olarak kullanılan binanın uzun süredir atıl vaziyette olduğunu belirten köy muhtarı Cemal Akdağ, binanın aş evi olarak tadilat edilme sürecini PİRHA‘ya anlattı.

“DÜĞÜN VEYA HAYIR YEMEKLERİNİ VERECEK YERİMİZ YOKTU”

“Okul atıl durumdaydı. İnsanların düğün yaptıklarında ya da hayır lokması dağıtılacağında yemek verecekleri yer yoktu” diyen Akdağ, dernek başkanı ile bir araya gelerek neler yapabileceklerini konuştuklarını söyledi. Akdağ, yurt dışında yaşayan köylülerin de desteğiyle çalışmaya başladıklarını kaydetti.

“BAŞTA, CEMEVİ OLARAK YAPILMA FİKRİ DE TARTIŞILDI”

Atıl durumdaki binanın başta cemevi olarak faaliyete geçirilme tartışmasının da yaşandığını aktaran Akdağ, “İlk olarak cemevi fikri de tartışıldı. Fakat 4 km mesafedeki Yalınca Köyü’nde cemevi var. İbadet için oraya gidiliyor. Cenazeler de oradan kaldırılıyor. Son olarak aş evi yapılmasında karar kılındı” dedi.

“ÖĞRENCİLER TAŞIMA SİSTEM İLE OKULLARINA GİDİYOR”

Köydeki öğrencilerin eğitimine da değinen Akdağ, “12-13 öğrenci var. Taşıma sistemi ile Çağlayan’a ya da Erzincan Lisesi’ne gidiyorlar” diye konuştu.

Nuray ATMACA / ERZİNCAN

                                                                                             <br>

PSAKD Kadın Meclisi: Alevilik kadın özgürlüğü üzerine kurulu bir inançtır

0

Türkiyeli kadınların seçme ve seçilme haklarını kazanmalarının 87’inci yılı nedeniyle bir açıklama yapan PSAKD Kadın Meclisi, “Alevilik kadın özgürlüğü üzerine kurulu bir inançtır. Biz, “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde, Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok, Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde” diyenleriz” ifadelerini kullandı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi, Türkiyeli kadınların seçme ve seçilme haklarını kazanmalarının 87’inci yılı dolayısıyla bir açıklama yayımlayarak, Aleviliğin kadın özgürlüğü üzerine kurulu bir inanç olduğunu ifade etti.

“ERKEK-DİŞİ SORULMAZ MUHABBETİN DİLİNDE”

PSAKD Kadın Meclisi tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Alevilik kadın özgürlüğü üzerine kurulu bir inançtır. Hünkar Suluca Karahöyük’e geldiğinde Fatma Ana (Kadıncık Ana) dergah postunda oturmaktaydı. Yine Kadıncık Ana, bir kadın örgütü olan Bacıyanı Rum örgütlenmesinin lideriydi. Biz, “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde, Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok, noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde” diyenleriz.

Padişahlığa ve saray rejimine karşı, laik, demokratik cumhuriyet için Alevilerin destek verdiği 1934 parlamentosu, kadına seçme ve seçilme hakkı verdi. Bir çok ülkeden çok daha önce tanınan bu hak, gerici, yobaz ve ırkçı siyasetlerin güçlenmesiyle zaman içinde, kadının özgürlüğü sadece içi boş bir söyleme dönüştürüldü.

“SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ, DEĞİŞTİRECEK GÜCÜMÜZ VAR”

Günümüz Türkiye’sinde, kadınlar sokağa çıkamaz hale getirilmiştir. Hemen her gün en az bir kadın canımız katlediliyor, işyerinde, toplu taşıma araçlarında, okulda, sokakta tacize uğramaktadır. Bu karabasan iklimini oluşturan ise, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığını, onun, çocuk doğurup eşine hizmetkar olmaktan başka bir görevinin olmadığını savunan şeriatçı zihniyettir. Bu bağlamda, kadın cinayetleri politiktir ve bu politika ırkçı ve şeriatçılara aittir.

Bir kere daha haykırıyoruz ki; Biz Alevi kadınlar olarak bu karanlığı dağıtacağız. Kadının özgürleşme sembollerinden olan seçme ve seçilme hakkımızın verildiği günü selamlıyoruz. Seçme ve seçilme hakkımızı kullanarak demokrasiyi ve özgürlüğü kazanacağız. Söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var.”

(HABER MERKEZİ)

Ana Meryem Türbesi’ne yönelik yıkım kararı protesto edildi-VİDEO

0

İstanbul Esenler’deki Ana Meryem Ziyareti kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya. Yıkım kararına karşı ziyaret önünde açıklama yapılırken; “Alevi toplumu ile dayanışmaya ve ziyaret Ana Meryem’i birlikte savunmaya çağrı yapıyoruz” denildi.

Esenler Ana Fatma Cemevi ve birçok Alevi kurumun katılımı ile İstanbul Esenler’deki Ana Meryem Türbesi yıkım kararı protesto edildi. Abdal Alevilerin yoğun katıldığı basın açıklamasında, “Ana Meryem’in elleri siper olmuş, bu haksız asimilasyon heveslerini engellemiştir” denildi.

Esenler’in Tuna (Karabayır) Mahallesi’nde devam eden kentsel dönüşüm halkın tepkisine sebep oldu. Kentsel dönüşüm alanları içerisine Abdal Alevilerin ziyaret makamı olan Ana Meryem Türbesi de alındı. Türbenin etrafının neredeyse tamamı kazılmış durumda. Ana Meryem Türbesi’nin da yakın zamanda yıkılması bekleniyor. Ancak mahalleli de engel olmakta kararlı. Esenler Ana Fatma Cemevi’nin çağrısıyla bugün (5 Aralık) basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasını mahalleli ve cemevi adına Cansu Alataş okudu.

“ANA MERYEM ZİYARETİ CÜMLEMİZİN NİYAZ MAKAMIDIR”

Öncelikle ziyaret makamının ne olduğunu ve Alevi inancındaki pozisyonunu açıklayan Alataş, alanları Hızır ve rızalık mekanları olarak tanımladı. “Cümle varlığın Hakk’ın emri rızası ile ikrar birlediği mekanlardır. Karabayır mahallesinde, Abdal canlarımızın pirleri ile niyaz oldukları Ana Meryem Ziyareti de cümlemiz için niyaz makamıdır” şeklinde konuştu. Ziyaretin defalarca yıkılmak istendiğini vurgulayan Alataş, Ana Meryem’in elinin göç ve zulüm ortamında toplumun üzerinde şifa eli olduğunu söyledi.

YETKİLİLER: ORADA BİR ŞEY YOK, UYDURUYORSUNUZ

Alataş yetkili makamlarla da görüşüldüğünü de aktardı. Ancak yetkililerin, Alevi inancına saygı göstermekten çok batıl yaklaşımların gördüğünü söyledi. Yetkililerin, “Orada bir şey yok, uyduruyorsunuz” dediğini hatırlatarak, “Sanki biz manaya mefta demişiz. Manaya mefta diyen yol bilmezler ile karşılaştık. Fakat, anlamama halinin de toplumu ve inancını hakir gören üstenci yaklaşımın da kurnaz politika olduğunu üzülerek gördük” dedi.

80 bin Alevinin yaşadığı mahallenin yerel yönetim tarafından hakir görüldüğünü söyleyen Alataş, türbeyi canları pahasına koruyacaklarını da belirtti. Ana Meryem Türbesi için bin metrekare alanın tahsis edilmesini ve konteynırların derhal kaldırılmasını talep etti. Alataş cümlelerini kadınlara, ekoloji, doğa ve kent savunucularına çağrı yaparak bitirdi:

“Alevi toplumu ile dayanışmaya ve ziyaret Ana Meryem’i birlikte savunmaya çağrı yapıyoruz.”

                                                                                             <br>

ABD, ‘Dini Özgürlükler Raporu’nda Türkiye’yi azınlıklar konusunda eleştirdi

0

ABD Dışişleri Bakanlığı, ülkelerin dini özgürlükler alanındaki uygulamalarını değerlendirdiği 2021 raporunda, Türkiye’de hükümetin dini azınlıklar için ‘düşmanca bir siyasi ortamı tetikleyecek davranışlarda, kasıtlı eylemsizliklerde ve söylemlerde’ bulunduğunu kaydetti.

Birleşik Devletler Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu (USCIRF) tarafından yayınlanan 2021 raporunda, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, dini azınlıklara tüzel kişilik ve yönetim kurulu seçimi düzenleme haklarının verilmesi ve Halki Ruhban Okulu’nun açılması gibi kilit öneme sahip konularda çaba harcanmadığını vurgulandı.

Söz konusu raporda, ‘Hükümet dini azınlıklar için düşmanca bir siyasi ortamı tetikleyecek davranışlarda, kasıtlı eylemsizliklerde ve söylemde bulunuyor’ ifadeleri yer aldı.

“NEFRET SÖYLEMİ VE ŞİDDET EYLEMLERİNE TOLERANS GÖSTERİLİYOR”

Raporda ayrıca hükümetin nefret söylemi ve şiddet eylemlerine de tolerans göstermeye devam ettiği vurgulandı. Mart ayında daha demokratik ve daha özgür bir Türkiye vaadiyle ilan edilen İnsan Hakları Eylem Planı’nın insan haklarının sağlanması açısından ‘kaçırılmış bir fırsat’ olarak nitelendirildi.

Raporda Halki Ruhban Okulu’nun açılmaması, azınlık vakıflarının yönetim kurulu seçmesine izin verilmemesi, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması, örgün eğitimde sadece Sünni-islam öğretilerine yer verilmesinin sorun teşkil ettiği de aktarıldı.

“ABD, TÜRKİYE’Yİ ‘ÖZEL İZLEME LİSTESİNE’ ALABİLİR”

Raporda, Türkiye’de yaşayan 50 bin civarında ki Uygur’un 2017 yılında Türkiye ve Çin arasında imzalanan ‘Suçluların iadesi anlaşması’nın Meclis’te oylanarak kabul edilmesi halinde geri gönderilme durumunun olduğu da yer aldı.

Raporun sonuç bölümünde ise, Türkiye’nin ciddi dini özgürlük ihlallerinde bulunması ya da göz yumması nedeniyle Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na, Türkiye’yi ‘özel izleme listesine’ alması tavsiye edildi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkedeki dini hoşgörü ve azınlıkların güvenliğine yönelik dini söylemleri ve sembolleri siyasi gücünü sağlamlaştırmak için kullanmaya devam ettiği belirtildi. Bununla birlikte hükümetin dini çeşitlilik yerine sadece Sünni-islam yorumuna destek vermeyi tercih ettiğinin de altı çizildi.

PİRHA/ANKARA

                                                                                             <br>

Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenlerinden kampanya: Bütçe eşit yurttaşlık hakkıdır!-VİDEO

0

Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, başlattıkları kampanya çerçevesinde, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifine ilişkin ‘Bütçe eşit yurttaşlık hakkıdır’ çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi, 15 Ekim 2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmeleri devam eden Bütçe Teklifi, Aralık ayında TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek karara bağlanacak.

Aleviler, devam eden bütçe görüşmelerine dair sosyal medyada başlattıkları kampanyada ‘Bütçe eşit yurttaşlık hakkıdır’ çağrısında bulundu.

Aleviler kampanya kapsamında şu çağrılarda bulundu:

-Bütçeden militarizme ve sermayeye kaynak aktarılmasın

-Yalnızca bir dinin ve onun mezhebinin çıkarlarını kollayan siyasal iktidarın da payandası haline gelmiş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na 16 Milyar TL ayrılmasın

-Emekçiye değil, servete ve ranta vergi istiyoruz

-Asgari ücretin en az net 5.200 TL olmasını talep ediyoruz

PİRHA/İSTANBUL

DAD İzmir Şubesi dayanışma kahvaltısı düzenledi-VİDEO

0

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi dayanışma kahvaltısı düzenledi. Kahvaltıda konuşan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebahat Çelik, “AKP-MHP eli ile Türkiye’deki bütün halklara ve inançlara tecrit uyguluyor. 72 millete bir bakan inancımız hak ve hakikat mücadelesi veren tüm kurumlarla bir arada olmalıyız. Her birimiz kendi hakikati ile yüzleşmeli, beklemek yerine hareket etmeliyiz” dedi.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi dayanışma kahvaltısı düzenledi. İzmir Bayraklı’da bulunan Havuz Kafe’de gerçekleşen dayanışma kahvaltısına Alevi kurumları, yöre dernekleri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

Babamansur Ocağı’ndan Rukiye Hurustan’ın çerağ uyandırarak lokma duası verdiği dayanışma kahvaltısında Türkçe ve Kürtçenin Kurmanci-Kırmancki lehçelerinde ‘Dayanışma Kahvaltımıza Hoşgeldiniz’ pankartı asıldı.

Dayanışma kahvaltısında ilk söz alan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Zeynel Bozkurt, gelenleri Türkçe ve Kürtçe selamladı.

“HALKLAR VE İNANÇLARA TECRİT UYGULANIYOR”

AKP-MHP bloğunun halklara ve inançlara tecrit uyguladığını ifade eden DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebahat Çelik ise, “Bilindiği gibi AKP-MHP faşizmi her yönüyle bittiği dönemde bizleri mahkum ediyor. Türkiye’deki bütün halklara ve inançlara tecrit uyguluyor. Özellikle biz kadınlara uygulanan faşizm kabul edilemez. 72 millete bir bakan inancımız hak ve hakikat mücadelesi veren tüm kurumlarla bir arada olmalıyız. Her birimiz kendi hakikati ile yüzleşmeli, beklemek yerine hareket etmeliyiz. Çözümü kendi tarihsel-kültürel değerlerimizde aramalıyız. Alevi inancının merkezinde yer alana Ana kadın olgusu ana-tanrıça kültürünün de taşıyıcısıdır. Ana kadın kültüründen uzak düşmek kadının özüne ve kendini besleyen kaynağa yabancılaşması anlamına gelir” diye konuştu.

Konuşmalar ardından sanatçı Şevda Çelebi Çiçek deyişler seslendirdi. Dayanışma kahvaltısı çekilen halaylar ile son buldu.

PİRHA/İZMİR

                                                                                             <br>

Pir Haber Ajansı PİRHA 5’inci yaşını kutluyor-VİDEO

0

Pir Haber Ajansı (PİRHA), 5’inci yılını geride bıraktı. Aralarında siyasetçi, yazar, Alevi kurum başkanları, analar, pirler ve birçok Alevi yurttaşın olduğu çok sayıda isim, Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk niteliği taşıyan ajansımızın yıl dönümünü kutladı.

Aradan geçen 5 yıl içerisinde Alevilerin haber ajansı olarak sahneye çıkan, birçok önemli habere imza atan, tüm ezilenlerin seslerini duyurmayı başaran, kamuoyunun özgür ve doğru haber alma hakkını ve meslek onurunu korumayı sürdüren ajansımız 5’inci yılını kutluyor.

OHAL şartlarında kurulan, fikir ve gücünü özgür basın geleneğinden alan Pir Haber Ajansı, tüm baskı ve engellere rağmen 5.’nci yılını geride bıraktı. 5 yıl içinde gerçeklerin karanlıkta kalmaması için sürekli doğruları yazdı ve toplumun sesi olmaya çalıştı.

Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk niteliği taşıyan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Alevilerin inanç dünyasından günlük yaşamına, maruz kaldıklarını hak ihlallerine kadar tüm süreklerin sesi olmaya devam ediyor.

PİRHA bu anlamda, ülkenin dört bir yanında devam eden ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin elektriklerinin kesilmesi, cemevlerine korsan hoparlör takılması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiren Alevilere yönelik hak ihlallerini yılmadan ekranlara taşıdı.

Alevi toplumunun sesi olma yolunda hızla ilerleyen PİRHA, internet üzerinden yayın yapmaya 2016’nın Kasım ayında başladı. Kısıtlı koşullara rağmen oluşturduğu muhabir ağıyla görülmeyen, verilmeyen haberlere imzasını attı, atmaya devam ediyor.

AJANS NASIL KURULDU?

15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimini bastırma adı altında yaşanan karşı darbe süreci ile gelişen OHAL ve KHK’ler süreci en çok demokratik muhalefeti, dezavantajlı toplumsal kesimleri ve inançları darbelerken bunların kendisini ifade ettiği basın yayın araçları da darbe almaktan kendisini kurtaramadı.

15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra 120’yi aşkın gazete, radyo, televizyon Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuksuz bir şekilde kapatıldı. Alevi toplumunun sesini yansıtan Tv10 da bunlardan biriydi.

Tv10 kapatılmadan önce de Alevi toplumunu yansıtan medya organları arasında bir ajans kurma tartışmaları vardı. Ancak kimi imkansızlıklardan ötürü hep ertelendi. OHAL adı altında TV10 da dahil onlarca televizyon, gazete, radyo kapatılınca doğal olarak çok sayıda gazeteci de işsiz kaldı. Ajans fikri bu ortamda olgunlaştı. Bir araya gelen gazeteci arkadaşlar eldeki imkanlarla neler yapılabilirin arayışına girdiler. Bazı arkadaşlar internet üzerinden yayın yapan haber siteleri kurdu, internet televizyonculuğu yapanlar var. Hepsi kıymetli çalışmalar. Alevi medyası içinde hizmet veren, şekillenen arkadaşlar da öteden beri ihtiyaç duydukları Ajansta karar kıldılar. Adeta su akıp yatağını buldu.

KOLAY OLMADI

Bu karar elbette kolay olmadı. Alevi gazeteciliğinin tarihi zaten çok eski değil. Bir ajans deneyimi, tecrübesi de yoktu. Bu bir ilk olacaktı. Bunun için maddi imkanlar da çok sınırlıydı. Öte yandan diyelim ki ajansı kurdun haberlerini yaptın. Bu haberleri kime servis edebilirdin ki?

Ortada ne haberini servis edebileceğin bir radyo, ne bir gazete ne de bir televizyon kalmıştı. Hepsi mevcut baskıcı rejim tarafından kapatılmış, kapılarına mühür vurulmuş, TV10’na yapıldığı gibi varlıklarına da el konulmuştu.

Böylesi koşullarda birçok risk göze alınarak kuruldu Pir Haber Ajansı. Toplumumuzun da beklentileri, gerçeğe ulaşma talepleri vardı. Gazetecilik refleksi bu toplumsal beklentilerle buluşunca işe koyulduk. Uzun tartışmalar sonucu Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) karar kılındı. Bildiğiniz gibi ‘Pir’ kavramı yaşlı bilge anlamına gelir. İnancımızda yol gösteren, yola öncülük yapan, yolu sürdürerek kuşaktan kuşağa taşıyan, yola hizmet eden anlamına gelir. En son bu anlamı derin isimde karar kılındı.

YAYIN POLİTİKAMIZ

Yayın politikası üzerine yapılan tartışmalarda birkaç ana ilke üzerinde duruldu. Her şeyden önce Alevi toplumunun en temel beklentisi olan demokratikleşme talebinde ısrar edilecekti. Bu çerçevede çaba harcayan tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade edebileceği bir yayın politikasını esas alacaktı.

Demokratik toplumsal varlığına, özerk yaşamına, kendi kendisine yeten ve kendi sorunları ne olursa olsun kendi öz dinamikleriyle çözme karakterine sahip yapısına saygılı yaklaşacaktı. Bu anlamda sömürü mekanizmalarından, zulmü esas alan iktidar odaklarından uzak duran, koşullar ne olursa olsun mazlumun ve emeğin yanında duran karakteri bir yayın ilkesi olarak benimsenecekti. İnancımızın “Yol bir sürek bin bir” düsturu esas alınarak ülkemizdeki inanç ve etnik çoğulculuk başta olmak üzere farklılıklarımız zenginliğimiz olarak kabul edilecek, bu temelde yayın çizgimize yedirilecekti.

Bu esaslar üzerinden “Kadın Alevidir” denildi. “Çevre Alevidir” denildi. “Emek Alevidir” denildi. “Çocuk Alevidir” “Yaşam alanı bulamayan diller Alevidir” denildi. Egemen zihniyet tarafından yok sayılan, asimilasyona tabi tutulan, yaşam alanı daraltılan ne varsa bu ajansta kendisini ifade etme koşullarını elde etmelidir denildi.

BİR KAÇ KİŞİ BİRARAYA GELEREK İŞE KOYULDUK

Küçük bir ofiste birkaç arkadaş bir araya gelerek işe koyulduk. Bir ajansın üç beş kişiyle yürütülemeyeceğinin elbette farkındaydık. Ancak ne mali ne teknik ne de başka imkanlarımız vardı. Ama “Kervan yolda dizilir” misali bir başlayalım dedik.

Önümüzde bir TV10 örneği vardı. Ciddi bir ihtiyaca cevap verdiği ve topluma gerçekten dokunduğu için Aleviler onu lokmalarıyla sahiplenmiş gün gün gelişmesine katkı sunmuştu. Biz PİRHA da TV10 gibi toplumumuz tarafından kabul gördü, sahiplenildi.

HERKES DOĞAL MUHABİRİMİZ

İnsanlar, kurumlar, faaliyetlerini, kamuoyuna yansımasını istedikleri eylem ve etkinliklerini ajansımız üzerinden yansıtma çabası giderek gelişiyor. Bu anlamda muhabir ağımız hızla yaygınlaşıyor. Yayın ilkelerimizi benimseyen herkes doğal muhabir ağımızın bir parçası durumunda.

Şu anda Çukurova, Adıyaman, Dersim, Ankara, İzmir, Antalya gibi merkezlerden düzenli haber akışımız var. Amasya, Çorum, Tokat gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde ise kısmen iletişim kurduğumuz ilişkiler üzerinden gelişiyor. Bunların zamanla daha sistemli bir hal alacağına inanıyoruz.

Böylesi koşullarda gazetecilik yaparken işimizin kolay olmadığını biliyoruz. Bu toplumun sorunları aynı zamanda bizim de sorunlarımız. Gazetecilik anlamında yaşadığımız zorluklar, zorlanmalar toplumsal zorlanmalarımızın bizdeki yansımalarıdır. Bunun farkındayız. Bir gün aydınlık bir ülkeye uyandığımızda bunda küçük de olsa bir parça katkımız olmuş ise vicdanen kendimizi iyi hissederiz.

(HABER MERKEZİ)

                                                                                             <br>

Mahir Polat: Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran topluma derin izler bırakmıştır-VİDEO

0

Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumunda konuşan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, “Üç şahsiyet de benzer hümanistik düşünceler üretmiş ve bu topluma çok derin duygusal ve yaşamsal izler bırakmıştır” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenen Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumunun ilk günü geride kaldı.

“HACI BEKTAŞ VELİ’DEN ÖNCE DE OCAKLAR VARDI”

İlk gün gerçekleşen oturumlarda İzzet Baysal Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Yaman, Başkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Ersal, Prof. Dr. Ömür Ceylan, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi İlgar Baharlu, Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Prof. Dr. Saffet Sarıkaya ile Almanya’dan Dr. Sara Nur Yıldız konuşmalarını yaptı.

“Hacı Bektaş Veli kültü merkezli iki kurumsallaşma: Ocak ve tarikat” başlığıyla yaptığı sunumda Doç Dr. Mehmet Ersal, Hacı Bektaş Veli ocağının bütün ocakların bağlı olduğu bir ocak olmadığını söyledi. Ersal, Hacı Bektaş Veli’den önce de ocakların olduğunu ifade etti.

“ÜÇ ŞAHSİYET TOPLUMA DERİN İZLER BIRAKMIŞTIR”

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise PİRHA‘ya özel konuşurken, şunları kaydetti:

“UNESCO yılı her üç değer içinde uluslararası ölçekte de tanınmaları farkındalıklarının arttırılması ve onların değerleri, çağlarını aşan sözcüklerinin, düşüncelerinin, duyguların geniş kitlelere tanıtılması için düzenlenmiş bir anma yılındayız. UNESCO ilan etti ve çok değerli ve isabetli bir karar oldu. Bu kapsamda İBB kendi üzerine düşen sorumluluğu yaparak bu üç değer üzerinde etkinlikler yapmaya devam ediyor. Böyle büyük isimler üzerinde çalışmış, bugüne kadar ürünler üretmiş onları tartışmış, büyük akademisyenler ve çok değerli hocalar yan yana gelmesini ve bir sempozyuma konu olmasını istedik.

Bu üç ismi ayırmak istemedik. Ayrı sempozyumlar yapmadık. Bizim için daha önemli bir konu üç şahsiyetin de on üçüncü yüzyılda aynı potada aynı toplumsal koşullarda benzer hümanistik düşünceleri üretmiş ve bu topluma çok derin duygusal ve yaşamsal izler bırakmış olması. Biz üçünü aslında bir yüzyılın etkisi bakımından ele aldık. Onların değerlerinin bugüne kadar gelmesindeki evrensel değeri anlatmaya çalıştık. Çok değerli akademisyenlerde dolu dolu sunumlar yapmaya başladılar. Sempozyum çok değerli bir noktaya doğru gidecek. Sempozyumun bütün ürünlerinde ardından tekrar değerlendirip, genişletip, basılı olarak hem yerli hem yabancı okuyuculara uygun hale getireceğiz ve halka sunacağız.”

Sempozyum 5 Aralık Pazar günü de birçok başlık çerçevesinde devam edecek.

Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL

                                                                                             <br>

İBB’nin düzenlediği Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran sempozyumu başladı-VİDEO

0

İki gün sürecek olan Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran sempozyumu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da yer aldığı açılış konuşmalarıyla başladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenen Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumu Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda başladı.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Bülent Bilmez, “Günümüzü ve geleceğimizi aydınlatmak için bu şahsiyetler bize rehberlik etmektedir” dedi. Bilmez, kutuplaşmanın yaşandığı bu süreçte böyle bir etkinliğin yapılmasını çok değerli bulduğunu ifade etti.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise “Bu şahsiyetler kardeşliği, dayanışmayı, barışı ören bir yol kurdular. Bu yol önümüzü aydınlatıyor” dedi.

UNESCO Türkiye Milli Komisyon Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz’un çevrimici katılımın ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu, “İnsanlık tarihinde önemli dönemler var. Kendini aşmıştır. Evrenseldir.  Bugün büyük bir önem taşıyan cinsiyet eşitliğine Hacı Bektaş Veli o gün parmak bastı. O günün değerlerini bugüne yansıtabilmeliyiz. Ağustos ayında Hacı Bektaş Veli Festivali gerçekleştirdik. İnsanlar ferahladı. Birbirlerini hissettiler. Bir arada ne kadar güzel olduğumuzu gördüler. Anadolu’nun bu güzelliklerini bir kez daha yaşayalım istiyoruz. Yunus’un dizeleriyle sözlerimi bitiyorum; ‘Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz’.”

Sempozyum gün boyu sürecek. Birçok başlık altında konuşmalar yapılacak.

PİRHA / İSTANBUL

                                                                                             <br>

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Alevilerle ilgili Türkiye’yi bir kez daha uyardı

0

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Alevilerin başvurusuyla üzerine zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararları görüştü. Bakanlar Komitesi, ‘devletin Alevi toplumuna, onun dinsel pratiklerine ve ibadethanelerine yönelik tutumunun, devletin nötr olma ve taraf tutmama göreviyle ve dini toplulukların özerk varolma hakkıyla bağdaşmadığına’ karar verdi.

Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı, İzzettin Doğan ve Hasan ve Eylem Zengin başvurusuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararları denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye kararını verdi.

Avrupa Mahkemesi Kararlarını Uygulaması Birimi olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin aldığı kararlar şöyle:

  1. Mahkeme, bu gruptaki, diğerleriyle birlikte, daha önce aldığı kararları hatırlayarak ‘devletin Alevi toplumuna, onun dinsel pratiklerine ve ibadethanelerine yönelik tutumunun, devletin nötr olma ve taraf tutmama göreviyle ve dini toplulukların özerk varolma hakkıyla bağdaşmadığına’ karar verdi.

Tekil yaptırımlar açısından2. Yetkilileri başvuruyu yapan Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı’nın 2017’den bu yana aydınlatma giderlerinden muaf tutulup tutulmadığı konusunda bilgi vermeye ve başvuruyu yapan vakfın benzer masraflarının karşılanması bakımından düzenli olarak maddi destek alması için pratik çözümler üretmeye tekrar davet etti;3. Bu ve diğer tekil davalardaki yaptırımların daha genel yaptırımlarla ilişkili olduğunu kaydetti.

Genel yaptırımlar açısından

  1. Yerel mahkemelerin cemevlerinin (Alevi ibadethanelerinin) aydınlatma masraflarının karşılanmasına yönelik kararlarının mahkeme tarafından saptanan ve Alevilerin devletin dini yardımlarından ve vergi muafiyeti gibi diğer yardımlardan toptancı bir biçimde dışlanmasından kaynaklanan ayrımcılığın giderilmesinde yetersiz olduğu konusundaki önceki kararları hatırlayarak, yetkilileri Alevi inancının eşit muamele görmesinin sağlanması için kapsamlı yaptırımlar uygulamaya ve cemevlerinin aydınlatma giderlerinden muaf tutulmasına yönelik bazı pratik çözümler bulmaya davet eder;5. 2018 ilk ve ortaöğretim müfredatındaki zorunlu ‘din kültürü ve ahlak bilgisi’ derslerinin mahkeme tarafından dile getirilen sorunlar için bir çözüm olmadığını tekrar kaydetti; dolayısıyla yetkilileri Türk eğitim sisteminin devletin farklı dinler, mezhepler ve inançlar karşısında nötr ve tarafız olma, çoğulculuk ve nesnellik ilkelerine saygılı olma görevini yerine getirmesini ve Sünni İslam dışında dini ve felsefi kanaatleri olan velilerin, dini ve felsefi kanaatlerini açıklamaya mecbur bırakılmaksızın, çocukları için uygun seçenekler sunmasını sağlamaya davet eder.6. Bu kararlarla işaret edilen sorunların nasıl çözüleceğine ilişkin ‘Alevi inisiyatifi’ çalıştaylarıyla yapılan ulusal tartışmayı hatırlayarak yetkilileri 2010 çalıştay sonuç raporlarıyla ulaşılan uylaşımın tavsiyelerinin, belirli hukuki ve yönetsel yaptırımlarla, daha fazla gecikme olmaksızın somut bir takvim dahilinde kapsayıcı bir eylem planı oluşturularak daha iyi uygulanmasını sağlamaya davet eder; bu açıdan ayrıca 10 Aralık 2010 ve 29 Haziran 2016’da kabul edilen Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu Raporları gibi Avrupa Konseyi tavsiyelerinden esinlenmesini destekler.7. Avrupa Konseyi’nin bu konuda destek sunmak için hazır olduğunu gösteren, mahkemenin halihazırdaki benzer davalarda işaret ettiği önerileri uygulamak için yetkililerin yeni İnsan Hakları Eylem Planı’nın uygulanması çerçevesinde, belirli çözüm odaklı yaptırımlar uygulamasını kuvvetle destekler;8. Bu davalarda ele alınan ve çoktandır süregelen sorunlarla ilgili henüz ilerleme sağlanmadığını göz önünde bulundurarak, bu davaların Mart 2023’te yapılacak DH toplantısında ele alınmaya devam edilmesine ve genel yaptırımlara dair olumlu bir görüşü olanaklı kılacak kapsamlı bilgilerin yokluğu halinde, toplantıda Sekreterya’nın geçici ara çözüm değerlendirmesi hazırlanmasına karar verildi.

NE OLMUŞTU?

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi olağan toplantısında, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi (CEM) Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ile Hasan ve Eylem Zengin tarafından açılan davaya ilişkin kararın uygulanması inceledi.Cem Vakfı ve İzzettin Doğan’ın başvurusu üzerine AİHM, 2017 yılında, “Cemevlerinin statüsünün resmiyet kazanması” yönünde karar almıştı. Ancak Türkiye’nin bu yolda bir adım atmaması nedeniyle dosya bakanlar komitesine geldi. Türkiye’de, “zorunlu din eğitimi dersleri de dahil olmak üzere Alevilere uygulanan farklı ve ayrımcı muameleye son vermesini” içeren bir takım reformlara gidilmesi yönünde karar almıştı.

Aleviler’i kapsayan ikinci dosya ise AİHM’in 2007 tarihli “Hasan ve Eylem Zengin” kararı. Kızlarının zorunlu din dersi alması ve tek taraflı ve tek mezhebi anlatan din derslerinden muaf tutulmasını isteyen Zengin ailesi, iç hukukta başvuruları kabul edilmeyince davayı AİHM’e taşıdı. AİHM, 2007 yılında, AİHS’in “eğitim hakkı” başlığı altındaki , “Devlet, ebeveynlerin, çocuklarının eğitim ve öğretimini, kendi dini ve düşünsel inançlarına göre yapması hakkına saygı gösterir” maddesine dayanarak Zengin ailesinin, “çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulması” talebini kabul etti.

Bakanlar Komitesi’nin, bu iki dosyanın uygulamasına ilişkin detayları inceledi. Komite, Türkiye’nin karara uyması yolunda uyarıda bulundu.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin 4’üncü fıkrası uyarınca AİHM kararları, sözleşmeye imza atan devletleri bağlıyor. Bakanlar Komitesi, ulusal makamlar, başvuru sahipleri, STK’lar, İnsan Hakları Kurumları ve diğer ilgili taraflarca sağlanan bilgilere dayanarak bu kararların uygulanıp uygulanmadığını denetliyor.

PİRHA/ İSTANBUL

Okul öncesi öğretim programında din, ahlak ve değerler eğitimi yer alacak

0

20. Milli Eğitim Şurası’nda, “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” tavsiye kararı çıktı.

7 yıl aranın ardından toplanan 20. Milli Eğitim Şurası’nda kurulan “Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği”, “Mesleki Eğitimin İyileştirilmesi” ve “Öğretmenlerin Mesleki Gelişimi” özel ihtisas komisyonları üyeleri, görüş ve önerilerden oluşan taslak maddeler üzerinde dünkü çalışmalarını tamamladı. 20. Milli Eğitim Şurası’nda 128 maddede tavsiye kararı alınırken, şurada alınan kararlar arasında, başta Aleviler olmak üzere toplumun tepki gösterdiği “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” gösterildi.

T24’te yer alan habere göre; Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, gazetecilere yaptığı açıklamada, kararların ‘tavsiye’ niteliğinde olduğunu dile getirerek, gerekli çalışmaların yapılacağını belirtti.

Özer, “Okul öncesi eğitimde din eğitimi verilmesine yönelik maddenin okul öncesi eğitim komisyonlarında kabul edilmediği belirtiliyor, bu madde hakkında değerlendirmeniz ne olur?” sorusuna ise, şu cevabı verdi:

“Buradaki önerinin doğruluğunu ve yanlışlığını Milli Eğitim Bakanı olarak tartışamam. Bildiğiniz gibi Şura kararları, tavsiye niteliğindeki kararlardır. Uygulanma, yaptırım zorunluluğu yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı’nın en yüksek danışma kurulu olarak şuranın aktif olarak bizim belirlediğimiz önceliklerde çalışmasını istedik. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı olarak şurada gerek oy birliği gerekse oy çokluğuyla kabul edilen tüm kararları yeniden değerlendireceğiz, belirlemiş olduğumuz eğitimde fırsat eşitliği çerçevesinde alt başlıklarda gerekli yerlere dercedip ona göre yol haritamızı çıkaracağız. Yani burada alınan her kararı, Milli Eğitim Bakanlığı benimsediğimiz, reddettiğimiz veya kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor.”

(HABER MERKEZİ)

 

17+ Alevi Kadınlardan sempozyuma eleştiri: Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir!

0

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek olan Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden sempozyumu 17+ Alevi kadınlar “Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir” diyerek eleştirdi. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 4-5 Aralık tarihlerinde Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden bir sempozyum düzenliyor. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek sempozyumda Ahi Evran, Hacı Bektaş ve Yunus Emre’nin düşünceleri, ortaya çıktığı tarihsel bağlamlar ve sonraki yüzyıllar üzerindeki etkileri tartışılacak.

“ALEVİ TARİHİ ‘KADINSIZ’ DEĞİLDİR”

17+ Alevi Kadınlar, yapılacak olan sempozyuma ilişkin “Alevi tarihi kadınsız değildir” diyerek eleştirisini dile getirdi. Sosyal medya hesabından sempozyuma dair haberi alıntılayan Ceren Ataş şu ifadeleri kullandı:

“Hayatlarının şekillenmesinde kadının işareti var; ama erkek erkeğe anılıyorlar. Çünkü erkeklik-İslam-bir de Türkmenliği katmazsanız bu kültürü anlatamıyorsunuz(!) Hep kabul görenlere uyarlayın. Abdal Hace Bektaş sakallı oluverdi. Belki kirpiğine kadar yoluyordur; hadi anlatın… Hace Bektaş’ı Kadıncık Ana’sız anmak zaten tarih bilmemektir. Bu da öylesine bir çalım değil, ataerkil tarihçiliğin fışkırması. Kadınların üzerini ha bir örtüyle örtmüşsünüz ha yok saymışsınız; ikisi de öldürmektir nihayetinde. Alevi tarihi “kadınsız” değildir! Bahsettiğiniz erkeklerle beraber kadınlar vardı. Bu mücadele yalnızca erkeklerin mücadelesi değildi, sadece erkeklerin felsefesi değildi. Kadınlar vardı ve bu mücadeleyi beraber yaptılar. İBB cinsiyetçi bir etkinlik yapmamalı, İstanbul nüfusunun yarısı kadın ve onların vergisi, emeği ve hatta oyu ile oradasınız. Sorumluluklarınızı yerine getirmeye davet ediyoruz!”

“KADIN İLE ERKEĞİ BİR ANLATMADAN DÖNEMİ ANLATAMAZSINIZ”

Gülfer Akkaya ise “Kadıncık Ana’yı da yok sayıyorsunuz, bizim gibi o tarihi araştıranların emeğini, çabasını, varlığını da. Hace Bektaş ile Kadıncık Ana’yı, Ahi Evren ile Fatma Bacı’yı, dördünü birlikte anlatmadan dönemi anlatamazsınız. Cinsiyetçilik ve erkek işi olur o” diyerek tepki gösterdi.

PİRHA / İSTANBUL

                                                                                             <br>