Türkdoğan: İnsan hakları haftasındayız; Alevilerin istekleri ne zaman yerine getirilecek?-VİDEO

0
79

İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Alevi toplumunun talepleri üzerinden 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü değerlendirdi. Türkdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen Türkiye’de Alevilere ayrımcılık yapıldığını belirterek iktidara yönelik “Aleviler kendilerini nasıl ifade etmek istiyorsa o şekilde kabul edin. Önce siz şu Sünni dünyadaki DAİŞ sorununu tartışın” yorumunda bulundu.

İnsan Hakları Bildirisi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından Haziran 1948’de hazırlandı ve 10 Aralık 1948’de Genel Kurulun Paris’te yapılan oturumunda kabul edildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Aralık 1950’de gerçekleştirdiği toplantıda, “10 Aralık” gününü, “İnsan Hakları Günü” olarak ilan etti. Peki, Türkiye’de Alevi sorunu nezdinde İnsan Hakları Günü ne anlam ifade ediyor, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ile konuştuk.

“ALEVİLER AYRIMCI MUAMELEYE MARUZ KALMAKTA”

İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı taleplerinin ne oranda karşılık bulduğunu değerlendirdi.

Türkdoğan, Türkiye’nin son birkaç yılda daha da otoriterleştiğini ifade ederek “2015 yılındaki barış ve çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlanınca başlayan çatışma sürecinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz” dedi. AKP’nin, tekçi anlayışta ısrarcı olduğunu söyleyerek mevcut rejimin, özellikle farklı inanç ve kültürler için baskıcı bir ortam oluşturduğunu vurgulayan  Türkdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin kesinlikle karşılık bulması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde bazı çekinceleri var. Ama buna rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok önemli kararlar üretti. Özellikle zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili… Konu ile ilgili Türkiye kimi değişiklikler yaptığını ifade etti ve Alevi inancının da ders kitaplarına girdiğine dair görüş belirtti. Ama buradaki talep, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasıydı.

Aileler dilerse dilekçe yazıp çocuklarını bu dersten muaf tutabiliyor ancak bu defa da öğrenciler arasında ayrımcılık oluşabiliyor. 2 Aralık’taki Avrupa Konseyi toplantısında da bu duruma dikkat çekiliyor, yani ‘başka çözüm önerileri bulmanız gerekir’ deniliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bulduğu aslında bir çözüm değildir. Bu ancak reşit olmuş üniversiteye giden gençler bakımından bir çözüm olabilir. Türkiye’de Alevilerin maruz kaldığı en önemli sorunlardan bir tanesi, ayrımcı muameleye maruz kalmalarıdır.

Avrupa Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu’nun, Türkiye’ye 2016 yılında verdiği tavsiyeler vardı. Bunlar 22 adet tavsiyedir. Bu tavsiyelerden bir tanesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 numaralı protokolünün onaylanmasıdır. Yani orada ayrımcılığın temelleri sayılıyor ve o ayrımcılık temelleri içerisinde Alevi inancını da kapsayacak şekilde dini veya felsefi inanç kavramı vardır. Türkiye halen bu noktada bu protokolü onaylama sürecinden uzak durmaktadır.”

“ALEVİLERİN İSTEKLERİ NE ZAMAN YERİNE GETİRİLECEK?”

İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son kararlarına da işaret ederek cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması gerektiğini söyledi. Türkdoğan, hükümetin Alevi politikalarını “İnsanların inancını belli kalıplar içerisine koyamazsın” sözleriyle eleştirerek şöyle devam etti:

“Hükümet, aşağı yukarı 10 yıldır Alevi çalıştayları yaptığını söylüyor. Peki Alevilerin istekleri ne zaman yerine getirilecek? İnsan Hakları Haftası’ndayız ve bu soruları hükümete sormak gerekiyor.

Alevi kurumlarının tamamı cemevlerinin ibadethane statüsünde tanınması noktasında hemfikirdir. Yani Türkiye’de iktidar ‘Alevilerin bir kısmı şöyle, bir kısmı böyle düşünüyor’ diyemez. Uluslararası Hukuk ‘Aleviler, cemevlerinin ibadethane sayılmasını istiyorsa onu kabul edeceksiniz’ diyor. Yani sorun elektrik ve su parasının ödenmesi sorunu değil. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 2 Aralık 2021 tarihli kararında aynen şöyle söylüyor: Yerel yönetimler vasıtasıyla bulunan çözüm, çözüm değildir.’

Kalıcı, Alevilerin taleplerini yerine getirecek, cemevlerinin ibadethane statüsünü tanıyacak çözümler üretmesi gerekir ve bunu üretmek Türkiye için hiç de zor olmasa gerek. Dolayısıyla insanların inancını siz belli kalıplar içerisine koyamazsın. Bu insan hakları hukukuna aykırıdır. Hükümetin yapması gereken çok basittir. Rahatlıkla bazı idari düzenlemelerle bunların hepsi yapılabilir. Alevilerin Cumhuriyet tarihi boyunca karşılaştığı katliamlar noktasında resmi özür dileme ve bununla birlikte hafıza mekanlarının oluşturulması, gerekirse tazminatların ödenmesi ve nüfus kayıtlarının açıklanarak geçmişte kimsesiz bırakılan çocukların hangi ailelere verildiğini açıklanması, Alevi inanç önderlerinin mezar yerlerinin açıklanması gibi bütün bu talepler duruyor. Onun dışında pratik sorunlar da var. Örneğin Alevi köylerine cami yapılması ve imam atanması… Artık hükümetin bu uygulamadan vazgeçmesi gerekir. Bunlar insan hakları hukukuna aykırıdır. Alevi dergahlarının yeniden Alevilere iade edilmesi gerekir. Şu anda Türkiye’de Sünni dini cemaatlerin hepsi açık mı açık. Hepsi öylesine faaliyet gösteriyorlar ki Fethullah Gülen örgütü gitti onun yerine inanılmaz sayıda örgütlenmeler yine devlet içerisine girmeye başladı.”

“ÖNCE SİZ ŞU SÜNNİ DÜNYADAKİ DAİŞ SORUNUNU TARTIŞIN”

Öztürk Türkdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Alevi örgütlenmesine karşı ayrımcı tutum sergilemesini de eleştirdi. “Türkiye’deki siyasi iktidar, kendi Alevisini yaratmak istiyor” diyen İHD Eş Genel Başkanı, şu ifadeleri kullandı:

“Yani Türkiye’deki devlet kafası ‘her şeyi ben belirleyeceğim’ diyor. Şimdi sayın Cumhurbaşkanının, Alevi inancı ile ilgili hususlara karışmaması gerekir. Herkesin inancı kendinedir. Bir insan nasıl inanıyorsa ona saygı duyulması gerekir. Tanrı ile insan arasına başka bir şeyin girmemesi gerekir ama Türkiye’de devlet, araya Diyaneti koyuyor. Kaldı ki Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin çok güzel kararları var. Hangi topluluk kendi inancını nasıl tarif ediyorsa devletlere düşen buna saygı duymaktır.

Aleviler bu ülkede vergi vermektedirler. Şu anda devletten tek istedikleri elektrik su parasının ödenmesi değil, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınmasıdır. Bu statü tanınsın, inanıyorum ki Alevi örgütlerinin birçoğu kendi ihtiyaçlarını zaten eskiden olduğu gibi yine kendileri karşılayacaktır.

Yani eğer Türkiye’de Alevilerle ilgili Diyanette bir bölüm açılması veya belli insanların devlet memuru statüsüne getirilip orada da resmi bir Alevi inancı yaratılma fikri varsa bu dini inanca müdahaledir. Müslüman dünyasına baktığımızda envai çeşit mezhep, yüzlerce tarikat-cemaat varken bu Aleviler size çok mu geldi? Anlamak mümkün değil. Hiç değilse Alevileri kendi başına rahat bırakın, onlar kendilerini nasıl ifade etmek istiyorsa o şekilde kabul edin. Yani şimdi Sünni dünyada işler yolunda gitti de sıra Alevilere mi geldi? Önce siz şu Sünni dünyadaki DAİŞ sorununu tartışın.

Aleviler insani duruşuyla, doğaya, tabiata, evrene, insancıl bakışlarıyla gayet barışçıl bir tutum içerisindeler. Dolayısıyla Alevilere karışmamak gerektiği fikrindeyim. Eğer devlet bir yerleri dizayn edecek ise şiddet üreten tarikat ve cemaatlerle başlayabilir.”

Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

                                                                                             <br>

Bir Cevap Yazın