Bu 300 yıllık ceviz ağacı, Sinemilli Ocağı’nın erkanına, cemlerine şahitlik etti -VİDEO

0
25

Sinemilli Ocağı’nın merkezi olan Maraş Elbistan’a bağlı Kantarma köyündeki 300 yıllık ceviz ağacı koca bir tarihin, cemlerin, erkanların ve muhabbetlerin şahidi. Gölgesinde birçok Sinemilli piri ve talibini misafir eden bu ceviz ağacı zayıflayan toplumsal değerlere rağmen böylesi bir tarihin canlı şahitliğini yapmaya devam ediyor.

Maraş Elbistan’ın Kantarma köyünün eski yerleşim alanındaki 300 yıllık ceviz ağacı ve yanı başındaki çeşme geçmişten günümüze taşıdıkları kültürel mirasla toplum belleğinde özel bir yer edinmiş durumda.

Kantarma’ya yolunuz düştüğünde kâh bir cevize yaslayın sırtınızı; duyun geçmişin sesini İvik Dede’den ve kulak verin dalından cevizini ve gölgesini eksik etmeyen bu koca maziye.

İlyada Destanı’nda; yaşlı ve bilge zeytin ağacının Homeros’un kulağına, “Herkese aitim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım” fısıldamasına bir izdüşüm olarak Kantarma köyündeki bu ceviz ağacı kulaklarımıza koca bir tarihi fısıldıyor.

Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem, bu tarihi ceviz ağacının Sinemilli Ocağı’na birçok anına tanık olduğunu dile getirerek, “Bu ağaç bizim tarihsel kültürümüze, erkanımıza, kavgamıza, aşkımıza şahit bir ağaçtır” diye konuştu.

“300 YILLIK BU CEVİZ AĞACI ERKANIMIZA, CEMİMİZE ŞAHİTTİR”

Kantarma köyünün asıl yerleşim alanının bu ceviz ağacının bulunduğu alan olduğu bilgisini veren Deprem, heyelan tehlikesi sonrasında köyün yukarı taraflara taşındığını belirtti.

Bu ceviz ağacının Kantarma köyünün tarihi ile aynı yaşta ve 300 yıllık olduğunu söyleyen Deprem, “Kantarma’nın eski yerleşim alanı bu ceviz ağacının olduğu yerlerdi. Yaşamımız, kültürümüz ve tarihsel kökenimiz bu alanda gelişti. İnsan anlatırken bile duygularının doruğunda oluyor. Bu çeşme köyün bütün su ihtiyacını karşılayan bir çeşmeydi. Tarihsel sürecinde nice sohbetler, aşklar yaşanmıştır. Bu çeşmenin başında tarihimizi anımsıyoruz. Bu ceviz ağacını sadece bir ağaç olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu ağaç, Kantarma köyünün tarihi ile başa baş bir ağaçtır. En az 300 yılık bir ağaçtır. Bu ağacın gölgesinden, meyvesinden nasiplendik. Bizim kültürümüzde bu tarz ağaçlar genel adres olarak belirlenirdi” diye konuştu.

“EVLERDEKİ CEMLER SABAHA KADAR SÜRERDİ”

Köylerindeki damlarda (evlerde) cemlerin sabaha kadar sürdüğünü ifade eden Deprem, “Hakikatçi Alevilik tüm ritüelleri ile bu köyde uygulanırdı. Bütün düğünler, toplantılar, bir araya gelmeler cem tarzında yapılır, muhabbetler sabaha kadar sürerdi. Damlarımız düz oluyordu. Gece güneş batarken lüks denen aydınlatma ile damlar üzerinde cemler, düğünler oluyordu. Bu ağaç bizim tarihsel kültürümüze, erkanımıza, kavgamıza, aşkımıza şahit bir ağaçtır. Buraya geldiğimizde onları anımsıyoruz” dedi.

“KANTARMA’DA TARIM KALMADI, İHTİYAÇLARI ŞEHİRDEN GELİYOR”

Süleyman Deprem, geçmişte Kantarma köyünde koca arazilerde yapılan tarımdan eser kalmadığını dile getirerek, bu üretimsizlik sonucu köyün hemen bütün ihtiyaçlarının şehirden karşılandığını söyledi.

Kaybolan toplumsal değerlerin yaşatılması için insanların kendi topraklarında yeniden üretime başlaması ve inanç ritüellerini ocak merkezlerinde kendi hiyerarşisi içinde inşa etmesi çabası ile mümkün olabileceğine vurgu yapan Deprem, şöyle devam etti:

“Eski insanlarımız asla alışılmış dille konuşmazlardı. Aldıkları kültür, edep-erkana dayalı söz söylerlerdi. Onları dinler feyz almaya çalışırdık. Bugün ise yozlaşmanın doruğunu yaşıyoruz. Kantarma’da yaşanan tarımın hiçbiri artık yok. Ayranından ekmeğine, yumurtasından etine kadar her şey şehirden geliyor. Hayvan olarak birkaç kedi ve köpek dışında bir şey yok.12 Eylül’den sonra bilinçli bir sürgün hareketiyle kendi topraklarımızdan sürüldük. Köylerimiz ve topraklarımız bomboş. Yazın ancak tatil için geliniyor. Bu çok acı bir durum. Bunun devamında topraklarımız bile elimizden gidebilecek bir durumda. Bunun aşılmasının çabası içerisinde olmak zorundayız. Yakın köylerde yaşamı ve inancı yerinde ve yeniden başlatma gibi çok güzel bir çalışma var. Şehirler bütün toplumsal değerlerimizi yok etti. Bunu geriye çevirmenin tek yolu; kendi topraklarımızda üretimi yeniden başlatmak, inanç ve ritüellerimizi ocak merkezinde kendi hiyerarşisi içerisinde yeniden inşa etmektir.”

Ersin ÖZGÜL/MARAŞ 

                                                                                             <br>

Bir Cevap Yazın