Öğrenci velisi Karabulut: Din dersleri siyasi iktidarın dayatmasıdır -VİDEO

0
117

PİRHA – Öğrenci velisi Eyüp Karabulut, din dersleri dayatması, iktidarın sürdürülebilirliği için kullandığı bir enstrüman olduğunun altını çizdi. Karabulut, bu konuda cemevlerinin de tepkilerini dile getirmede eksik kaldığı eleştirisini yaptı. 

Haberin videosu;

 

Alevi ve farklı inanç ve kültür mensubu yurtaşların, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) kararlarına rağmen ‘Zorunlu Din Dersleri ‘ne karşı mücadeleleri yıllardır sürüyor.

Yeni Eğitim-Öğretim döneminde tekrar gündemlerine gelen ve çözüme ulaşmayan ‘Zorunlu Din Deresi’nin müfredattan kaldırılması taleplerine; ‘Seçmeli’ adı altında dayatma ile seçtirilen iki dersin daha eklenmesine karşı Hükümet ve Millî Eğitim Bakanlığı’na (MEB) tepkiler devam ediyor.

PİRHA‘ya konuşan öğrenci velisi Eyüp Karabulut; “Ülkemizde, zorunlu din dersleri kapsamında okullarda verilen din eğitimi ve uygulamaları, farklı dinlere, farklı inançlara ya da kültürlere kucaklayıcı ve eşit bir anlayışla yaklaşmadığı gibi, neredeyse tamamen Müslümanlığın Sünni İslam anlayışını öğretmeye yönelik dayatmacı, ayrımcı ve asimilasyoncu bir pratiği bulunmaktadır” dedi.

“ÇOCUKLARIMIZIN DİN İLE TANIŞMASI YAŞ SINIRINDA, SÖZ HAKKIMIZ OLMALI”

Alevilik inancı da dahil olmak üzere, dinler konusunun anlatılması ve eğitimi için henüz çok erken olan 8-9 yaşlarındaki çocuklara okullarda zorunlu olarak verilen din derslerinin çocukların din ile olan ilk tanışıklığı ya da ilk karşılaşması olduğuna dikkat çeken Karabulut, konuşmasına şöyle sürdürdü:

“Çocuklarımızın din ile tanıştıkları bu erken yaşın belirlenmesi konusunda aile olarak süreç dışında kaldığımız gibi devletin diğer farklı inançlara karşı eşitlikçi olmayan ve ötekileştirmeye neden olan bu tutumu, kendisi gibi düşünmeyen kesimlerde de haklı olarak bazı hassasiyetlere ve kaygılara yol açmaktadır. Bu hassasiyetlere rağmen söz konusu din dersi müfredatı belirlenirken de Alevi vatandaşlar olarak süreç dışında bırakılmaktayız. Hal böyle olunca eşitlikçi ve kucaklayıcı bir yaklaşım yerine dayatılan ve ötekileştiren bir pratikle karşı karşıya kalmaktayız.

“BİLİMSELLİKTEN UZAK BİR EĞİTİM SİSTEMİ MEVCUT”

Bilimsel, sorgulayan özgür ve modern bir birey olarak yetiştirmek yerine, ezberci, sorgulamayan, bilimsel ve eleştirel düşünceye yer vermeyen bu eğitim sistemi ve mevcut zorunlu din dersleri ile henüz küçük yaşlarda karşılaşan farklı inanç ya da kültürlere sahip kesimlerin çocukları için bu durum aslında ayrımcılıkla karşılaşıp ötekileştirildiklerini hissettikleri ilk anları ve ilk yaşları olarak, olumsuz bir şekilde hafızalarında yer alacaktır.

Bütün dinlere, farklı inançlara ve kültürlere eşit mesafede yaklaşan ve kucaklayıcı bir din eğitimi vermek yerine, içerisinde neredeyse tek bir dinin ve onun bir kolunun anlatıldığı ve bunun da  zorunlu olarak verildiği bir ders dayatırsanız. Farklı inanç ya da kültürlere sahip aileler de dayatma ve asimilasyon olarak gördüğü bu zorunlu eğitime karşı haklı ve doğal olarak, korumacı bir refleksle  kendi inançlarını, farklılıklarını, ritüellerini, gelenek  ve kültürlerini anlatma ihtiyacına gideceklerdir. Okulda dayatılan din dersleri ile kendi inanç ve kültürü arasındaki farklılıklarla karşılaşıp anlamaya başlayan çocuklarımız için bu farklılık artık zihinlerinde kavram kargaşasına neden olan kaotik bir hale gelmektedir. Bu farklılıkların konuşulması ya da okul çevresince öğrenilmesi, öyle ki bazı öğrencilerin, öğretmenlerin ve hatta idarecilerin, öğrencilere karşı olan tutumlarını da değiştirebilmekte, ayrımcılığa ve ötekileştirmeye neden olabilmektedir. Bu pratikler ise çocuklarımız da sosyal, kültürel ve psikolojik sıkıntılara neden olmaktadır.”

“TOPLUMSAL AYRIMCILIĞA SON VERİLMELİ”

“Mevcut din dersi müfredatın da bütün dinler, farklı inanç ve kültürler eşit olarak ele alınsaydı ya da kucaklayıcı bir anlayışla düzenlenseydi belki bugün ötekileştiriş özelliğinden bahsedemeyecektik” diyen Karabulut, Alevilerin eğitim sisteminden beklentilerini şöyle sıraladı:

  • Ezberci olmayan, eleştirel düşünceye açık, bilimsel, özgür ve evrensel bir eğitim sistemi.
  • Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması, Din dersleri konularının ‘Dinler ve İnançlar Tarihi’ ana başlığı altında anlatılarak, bütün dinlere eşit yaklaşan ve Dinleri Teolojik olarak da değerlendirecek şekilde düzenlenmesi.
  • Çocuklara, tarafsız olarak insani değerler eğitimi verilmeli. Daha ileri ki yıllarda Felsefenin yanı sıra Sosyoloji, Mantık ve Psikoloji derslerinin de verilmesi.

Din derslerini siyasi iktidarın bir dayatması olduğunun altını çizen Karabulut, “Son yıllarda talep edilen orandan çok çok fazla açılan imam hatip liseleri, İmam hatiplere dönüştürülen okullar ve okullarda zorunlu olarak verilen din derslerini göz önünde bulundurduğumuzda ve bu durumun ihtiyacın oldukça üstünde olmasına rağmen iktidarın bu konuda ısrarcı olması aslında talebin ötesinde bir dayatma olduğunu düşündürmektedir” ifadelerini kullandı.

“CEMEVLERİ TALEPLERİNİ YÜKSEK SESLE DİLE GETİRMELİ”

Cemevlerinden yeterli almamakla birlikte zaman zaman cılız tepkilerin yükseldiğini kaydeden Karabulut, Aleviliği yeniden tarif etmeye çalışan iktidarlar tarafından bu tepkilerin ciddiye alınmadığına dikkat çekerek, cemevlerinin istek ve taleplerini dile getirmekte yeterince etkili olmadıklarını söyledi.

DİN, İKTİDARIN ESTURMANI VE DEVAMLILIĞININ SİGORTASIDIR”

“Siyasi İktidarların din derslerini dayatmaları aslında sorgulayan, eleştiren, özgür ve çağdaş bir birey istemediklerinden kaynaklanmaktadır” diyen Karabulut, konuşmasına şöyle sürdürdü:

“Ortadoğu da gelişmekte olan ülkelerde ve dinin etkili olduğu ya da belirleyici olduğu ülkelerde ne yazık ki siyasi iktidarlar dini siyasette malzeme olarak kullanmakta, insanların kutsallarını ve dini duygularını sömürmek gibi popülist politikalarla iktidarlarını ayakta tutmayı sağlamaktadır. Bu nedenle siyasetlerini dine dayandıran iktidarlar için dinin okullarda zorunlu olarak dayatılması anlaşılır ve iktidarlarının sürdürülmesi için sigorta olarak gördükleri bir enstrüman da diyebiliriz.

1982 Anayasasının din dersleri ile ilgili hükmü 1982 yılından bugüne kadar eğitim öğretim pratiği içerisinde sürekli var olmakla birlikte daha da artmıştır. Tarikat ve Cemaatlerin de işin içerisine girmesiyle bugün durum içinden çıkılmaz boyutlara ulaşmıştır.  Eğitim Sistemindeki bütün bu uygulamalara baktığımızda, yakın zamanda, Eğitim konusunda Uluslararası alanda yapılan PISA testlerinde ülkemizin tüm alanlarda OECD ortalamasının altında kalıp bu teste katılan 37 ülke içerisinde neden 31. sırada yer aldığını konusu da açıkça yine bizleri şaşırtmamıştır.”

Ayhan Kardaşlar/ANKARA

Bir Cevap Yazın