PSAKD eski Genel Sekreteri Karakaya: Düzgün Baba ve inanç mekanlarına yaklaşımı yazdı

0
114

PİRHA – PSAKD  7. ve 8. Dönem Genel Sekreteri İbrahim Karakaya “Düzgün Baba ve inanç mekanlarımız” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Karakaya, Düzgün Baba merkezli yaşanan heykel tartışmasına ilişkin “Birlikte mücadele etmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde kurumlarımız bir kavganın içine girdiler” ifadelerini kullandı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin 7. ve 8. Dönem Genel Sekreterliğini de yapan İbrahim Karakaya “Düzgün Baba ve inanç mekanlarımız” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Karakaya, Düzgün Baba merkezli yaşanan heykel tartışmasına ilişkin “Birlikte mücadele etmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde kurumlarımız bir kavganın içine girdiler. Hiç hakları yokken Düzgün Baba’nın mekanı üzerinden tasarrufta bulundular, sözler söylediler.” ifadelerini kullandı.

Dersim Katliamında yaşanan acıları anlatan Düzgün Baba ağıdından bir dörtlükle başlayan “Düzgün Baba ve inanç mekanlarımız” başlıklı yazıyı olduğu gibi veriyoruz.

“Werva Qısleyde mekan gureto,
Name Duzgıno, Duzgın Bawao,
Henike efkâr keno cıra vınetto,
Name Duzgıno, Duzgın Bawao,”

Kerametinin ve sırrının açığa çıkması ile Hak ile Hak olan Düzgün Baba mekânı üzerinden yaşanan tartışmalar itikat sahibi herkesi derinden üzmektedir. Düzgün Baba mekânı denilince sadece zirvedeki mekanı akla gelmemelidir. O, Onun kerametine ve sırrına inanların (“Waiyire Hometa xuyo”), dağın, taşın, ağacın, hayvanın ve tüm börtü böceğinde koruyucusudur. Düzgün Baba’ya niyaz edip gitmek isteyenler aylar öncesinden hazırlığını yapar, adak olarak en güzel hayvan seçilir ve kurban edilinceye kadar sevgiyle bakılır. Ziyarete gidenler dağın eteklerine vardıklarında, atlılar atından iner, kimileri çoraplarını da çıkararak yalın ayak dualarla, dileklerle zirveye kadar çıkarlar. Gidenler, Düzgün Baba’ya sırlarını, dileklerini ve isteklerini en içten duygularla açıklar ve hemhal olurlar. Kurban kesilmeden öncede kurban sahipleri kurbanı öper ve helallik isterler. Kurbanlar ve niyazlar pay edilir, rüyalar görülür ve bir arınmışlık içerisinde huzurla evlere geri dönülürdü. Gidenler inançlıydı, Düzgün Baba’da kerametini esirgemiyordu.

“CEMEVİ OLARAK YAPILAN MEKANLAR GEREKLİ MİYDİ?”

Peki!.. Şimdi böyle miyiz? İnançla ve itikatla mı ziyaret ediyoruz? Selfiler, videolar, kurbanlıklarla verilen pozlar ve her şeyin seyirlik haline getirildiği ziyaretler inançla ne kadar bağdaşmaktadır? Kendine mekan olarak bir dağın saçağını seçen Düzgün Baba veya bin yıllardır O’na itikatle bağlı olan talipleri O’na farklı bir mekan yapamazlar mıydı? Her iki yönden de gelen ziyaretçileri Düzgün Baba’dan önce karşılayan, CEMEVİ olarak yapılan mekanlar gerekli miydi? Düzgün Baba rüyalarına girip böyle bir talepte mi bulundu? Bütün ziyaret mekanlarında yüzyıllardır hizmet yapan aileler vardır. Bu hizmeti Hak için yaparlar. O mekandaki kurumuş odunu bile yakmak için almazlar.

“İNANÇ MEKANLARIMIZ SADECE BİNALAR DEĞİLDİR”

Anadolu’nun bir çok yerinde inanç merkezlerimiz veya mekanlarımız tahrip edilmektedir. İnanç Mekanlarımız sadece binalar değildir. Dağlar, gözeler, göller, ağaçlar da inanç mekanlarımızdır. Bunlara karşı kurumlarımız ve yöre halkımız gerekli mücadeleleri yürütmeye çalışmaktadırlar. Dersimde de bir çok mekanımız bu tehlikelerle karşı karşıyadır. Munzur Baba bunun en açık örneğidir. Biz bu mekanlara yeteri kadar inançsal değeri vermiyoruz, koruyamıyoruz. İnanç yerlerimizin korunmasına yönelik bir projemiz ne yazık ki yoktur. Festivallerde gidip mangal yaktık, içki içtik, sergilerle panayıra çevirdik, kirlettik. Devlette kötü gidişatı düzeltmek adına, inanç mekanlarımızı işgal etmekte, ranta ve turizme kaynak olarak görmektedir.

“KURUMLARIMIZ BİR KAVGANIN İÇİNE GİRDİLER”

Bütün bu sorunlar içerisinde birlik olmaya ve birlikte mücadele etmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde kurumlarımız bir kavganın içine girdiler. Hiç hakları yokken Düzgün Baba’nın mekanı üzerinden tasarrufta bulundular, sözler söylediler. Keramet ve sırrın sahibi  Düzgün Baba ile Pir Sultan Abdal aşkına ateşte semaha duran Pir Sultan Yoldaşlarını kurumları için araçsallaştırdılar ve karşı karşıya getirdiler.  Ne yazık ki herkes söylediği sözün esiri durumuna düştü, çözümsüzlükte direndi.

“DÜZGÜN BABA MEKANINA HEYKEL YAPILMASI DOĞRU DEĞİLDİR”

Konuyu birkaç açıdan ele almalıyız:

Birincisi; inanç mekanlarımıza hiçbir kurum, kişi ve güç tarafından müdahale edilmesine, coğrafyasının bozulmasına asla izin verilemez. Binaların yapılması da dahildir. Her inanç mekanının duygusu, mistik özellikleri kendisine özgüdür, bir başka ekleme o duyguyu bozar. Dolayısıyla; Düzgün Baba mekanına hangi duygu ile yapılırsa yapılsın heykel yapılması doğru değildir. Bu heykelin Sivas Şehitlerimizden Hasret Gültekin’e ait olması, Sivas Şehitlerimizi anımsatması yapılanı doğru kılmaz.

“İNANCIMIZDA ŞEKİLCİLİĞİN YERİ YOKTUR”

Heykelin yapılmasını sağlayan Canımız Sinan SAMAT’ın bu konulardaki duyarlılığını bilen biri olarak niyetinin asla ve asla olumsuz olmadığını biliyorum. Aslında burada bu iyi niyetle yapılmak istenen davranış, Düzgün Baba’ya zarar vermiştir. Çünkü, inancımızda şekilciliğin yeri yoktur. Düzgün Baba ve diğer inanç mekanlarımızdaki eklenti yapıları kaldırmalıyız. Bu mekanlar, fidan dikilecek, anıt veya heykel dikilecek, bireylerin vicdanlarını rahatlatacakları veya gösteri yapacakları alanlar değildir. O günkü koşullarda bu heykelin yapılmasını isteyen, onay ve rızalık verenler yeteri kadar inançsal yönüyle konuyu algılamadıklarına inanmak istiyorum.

“HEYKELİN KALDIRILMA YÖNTEMİ DOĞRU OLMAMIŞTIR”

İkincisi; toplumumuzda herkes açısından önemli bir değeri olan Sivas Şehitlerimize ait olan bu anıt ve heykelin yerinden kaldırılmasının yöntem ve şeklide doğru olmamıştır. Bu çok hassas olan bir konu, kaldırılması da bu hassasiyet içerisinde, inanç önderlerimizin, Alevi Kurumlarımızın ve Sivas Şehit Ailelerinin davet edildiği bir toplantıda rızalıklar alınarak yola uygun olarak yapılmalıydı. Yönetim Kurulunun, bir önceki yönetim kurulunun yaptığı bu yanlışı düzeltme şekli özensiz ve de saygısızca olmuştur.

“YETER GÜLTEKİN ÜZERİNDEN TAVIR BELİRLENMESİ DOĞRU OLMAMIŞTIR”

Sivas Şehit Ailelerini yakından tanıyan biri olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Onlar yitirdiği Canlarını anarken, mücadeleye ve kurumsal örgütlenmeye son derece önem verdiler. Kendisi de yangından kurtulan ve kardeşi Murat GÜNDÜZ’ü Pir Sultan’a yoldaş eyleyen Birsen GÜNDÜZ Canımız “Onlarla bizim sadece kan bağımız var, Onlar artık bizden daha çok sizin de kardeşleriniz” demişti. Sivas Davası bugün toplumsal bir dava haline gelmiş ise Ailelerimizin bu konudaki kararlılığı ve örgütlerimize olan bağlılığının eseridir. Heykel konusunun sadece Hasret Gültekin ve değerli Canımız Yeter Gültekin üzerinden konuşulması ve tavır belirlenmesi de doğru olmamıştır.

“ÇÖZÜM ÜRETMEK YERİNE KUSURLAR YARIŞTIRILDI”

Üçüncüsü; konunun basına yansıtılma biçimi ve sonrasında yaşanan tartışmalar ve çözümsüzlük tümden yanlış olmuştur. Sivas Şehitlerimiz ve Düzgün Baba kurumlar arasında ve kurum içi sorunlarda araçsallaştırıldı. Kusurlarımızı görmek ve yanlıştan nasıl döneceğimizi, bu iki hassas konuyu toplumumuzda bir kalp kırıklığı bırakmadan nasıl çözüm üretmeliyiz yerine kusurlar birbiriyle yarıştırıldı.

“PSAKD’NİN KULLANDIĞI DİL VE YÖNTEM DOĞRU DEĞİLDİR”

Konunun muhatabı olan kurumlarımızın açıklamaları, örgütsel birlikteliğe, Alevi Diline ve üslubuna uymamaktadır. Pir Sultan Abdal Genel Merkezinin açıklaması doğru olmamıştır. Olayı Madımak Yangınıyla ve yakanlarla eşdeğer görmek, kullanılan dil ve yöntem doğru değildir. Pir Sultan Abdal Örgütlenmesinin adabına ve sorunları çözme anlayışıyla da bağdaşmamaktadır.

“SORUN RIZALIKLA ÇÖZÜLMELİDİR”

Heykel sorununun nasıl çözülmesi gerektiği kararı Düzgün Baba Cemevi’nin, sadece Dersimdeki Ocakların inisiyatifinde olmamalıdır. Heykelin tekrar oraya veya bir başka alana dikilmesi konularındaki karşılıklı zıtlaşma doğru değildir. Hasret GÜLTEKİN ve Sivas Şehitlerimizi heykellerle anmıyoruz. Karar, Alevi Federasyonları, İnanç önderleri, Ocak zadeler ve Sivas Şehit Ailelerinin içinde olduğu bir toplantıda rızalıkla çözülmelidir. Alınacak karar yolumuza, birliğimize ve inancımıza hizmet etmeli, tüm tarafları bağlamalıdır.

“BİRKAÇ YANLIŞ ALGIYI DÜZELTMEYE İHTİYAÇ VAR”

Birkaç yanlış algıyı düzeltmeye de ihtiyaç vardır. Mesut Özcan Canımızın açıklamasında belirttiği Tunceli Cemevi’nin önündeki Pir Sultan Abdal Heykeli Pir Sultan Dernekleri tarafından yapılmamıştır. Heykel Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında kurulan sanat atölyelerinin bir çalışması olarak yapılmıştır. Festival kapsamında bu heykelin yapılması için masraflar Alevi İş insanlarımızdan Haydar Aygören, Sinan Samat ve Yusuf Demir tarafından karşılanmıştır. Açılışı tüm kurumların katılımı ile olmuştur. O dönem Cemevi başkanı Avrupa Alevi Örgütlenmesinden gelen Baba Mansur Ocağından Mahmut DEDE idi. Festival Kapsamında orada da programlar yapılmaktaydı.

Diğer bir konu da, Sivas Katliamı nedeniyle yapılan yardım ve bağışlarla ilgili değerlendirmedir. Yapılan bağışların toplamı 141.593 Alman Markıdır. Bu para Almanya Federasyon başkanı Ali Rıza GÜLÇİÇEK, Sayman Gülizar CENGİZ, Genel Sekreter Turgut ÖKER ve Derviş TUR Dede tarafından makbuz karşılığı teslim edilmiştir. Pir Sultan Abdal Dergilerinde bunlar yayımlandı. Harcama kalemleri tüm kurumların denetimine sunuldu. Aileler Karşıyaka Mezarlığındaki Anıt Mezar, Dava masrafları dışında kalan parayı paylaşmak yerine Pir Sultan Abdal Genel Merkezinin olduğu daireyi satın aldılar, Salon kısmını yitirdiğimiz Canların özel eşyalarının olduğu bir müze haline getirdiler. Böyle bir konunun Düzgün Baba’daki sorunla dile getirilmesi hiç doğru olmamıştır.
DÜZGÜN BABA YARDIMCIMIZ OLSUN!

PİRHA/İSTANBUL        

 

Bir Cevap Yazın