DAD Eş Başkanı Musu Kulu: Ocakzadeler Meclisi beyhude bir çabadır – VİDEO

0
122

PİRHA – Alevi toplumunda bir karşılığı olmayan şahıslar tarafından kurulan Ocakzadeler Meclisi başta olmak üzere güncele dair PİRHA’ya aktarımlarda bulunan Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, “Bir sistemin parçası veyahut da bir pasaportla bir maaşla insanları cephelendiren, tartıştıran bir şey Hak ve hakikate asla hizmet etmez. Yapacağın şey sisteminin bir payandası haline gelir” ifadelerini kullandı.

Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, başta tartışmalara neden olan Ocakzadeler Meclisi ile Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına dair PİRHA’ya aktarımlarda bulundu.

Selçuklu ile başlayan Osmanlı ile süren ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1924 Anayasası’ndan sonra da tekke ve zaviyelerin kapatılmasından tamamen özünden koparılmış yeni kurulmuş Türk İslam temeller üzerine kurulmuş cumhuriyetin payandası yapmak üzere bütün geçmişi tarihi ruhu inancı kültürü silinmek istenen bir Alevi gerçeği olduğuna dikkat çeken Kulu, “Gün geçtikçe de bu daha da katmerleşerek devam ediyor. Çünkü şöyle bir gerçeklik var burada gerekse de ülke içinde Aleviler kendi özüne dönmeye başladı. Kendi inancıyla tarihi ile kültürü ile geçmişi ile bütünleşmek ve kendi gerçeği ile yaşama arzusu biraz daha yükselerek devam ediyor. Elbette çok farklı söylemi olan kurumlar dernekler ya da federasyonlar var Avrupa ve diğer ülkelerdeki dahil ama bir bütün olarak Bu yeniden kendini var etme yaşatma kendi gerçeği ile buluşma sistemi tamamen zorlayan sistemin dışında bir inanç olduğu için sistemi reddettiği için bu devletin işine gelmiyor” ifadelerini kullandı.

“TÜRK İSLAM SENTEZİ

Devletin kendi kurgusunu Türk İslam sentezini özellikle AKP-MHP sistemini Cumhur ittifakı ile başkanlık sistemini getirdiği andan itibaren ki geçmiş gelenekten gelen köklerine baktığımız zaman biri İslam’a biat eden tamamen biat toplumu bir de Türk milliyetçiliği üzerine oturtulmuş şekli olarak onun dışında hiçbir toplumsal farklılığı kabul etmeyen hem dilsel hem inançsal hem kültürel hem tarihsel anlamda kabul etmeyen herkese Türk ve İslam yapmaya çalışan bir zihniyetle beraber yaptığını belirten Kulu, şöyle devam etti:

“Tabi ki bu kadar Alevi çalışmasının veyahut da yol ve erkânına yeni tanışan gerçekten onu anlamaya çalışıp gelecek kuşaklara bırakma gayretinin biraz yükseldiği bir dönemde kendi kartını aldı. Ne yaptı. Cumhuriyetin kuruluşundan beri sistem şu akılla çalışıyor. Diyorlar ki eğer bu ülkeye bir sistem gelecekse bu söyleme meşhur bir söylemdir. Eğer bu ülkeye komünizm lazımsa biz getiririz. Yani işte ne lazımsa biz getiririz başkasının gayrısına gerek yok.”

Takriben 20 milyon civarında olan Alevi kitlesini kontrol altına almak için birçok yol denendiğini söyleyen Kulu, “Şimdi ilginç olan şey şu bunu sendikalarda yapıyorlar memur ve işçi sendikalarının da yapıyorlar esnaf odalarında yapıyorlar yani kendisine yakın ki son günlerde Türkiye’nin en büyük tartışmalarından biri de baroları yeniden tasarımlamak yani bir hukuk ve adalet kurumu olan şeyi de sisteme entegre etmek veyahut da siz istemiyor ben veyahut ta Türk İslam sentezi dışında bir anlatımı olmayan bir söyleme olmayan o kabuğun dışına çıkmayan yapılar oluşturmaktır. Şimdi hal böyle olunca diyelim ki DİSK’in karşısında Hak-iş oluşturmak. KESK’in karşısında Memur-Sen’i oluşturmak. Onun dışında baroları da bölecekler. Ama elde bir şey daha var. Alevilik üzerine olan şeyi de tamamen Türkmen Bektaşi Aleviliği” dedi.

“SÜNNİ BİR OLUŞUM”

Türkmen ve Bektaşi Alevilerinin ocaklarının yayınladıkları deklarasyona değinen Kulu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Şimdi büyük bir kısmını tanıyoruz yaşamını içerisinden. Çoğu emekli asker ve polis. Tam da sistemin içinden kopup gelen bir anlamıyla da sanki görev verilmiş, görünen bir gerçeklik ama bunun dışında da rızasız olarak hiç duymadığımız yeni yeni ocaklar icat ederek ki Alevilik tarihi boyunca nerenin Ocak olduğunu hangisinin Pir hangisinin mürşit olduğu belli ama bunun dışında yeni isimler altında yüzlere varan 1 Ocak icat ederek Sünni tamamen gerçeğin dışında Aleviliğin en az haliyle bile tanımlamadan uzak Sünni bir oluşum.

Bu da sisteme entegre olmak anlamındadır. Tabii bu murat ettikleri şeyin hayatta karşılığını göreceğiz. Bunu yaparken de kullandığı argümanlar çok ilginçtir. Aleviliği İslam’ın içindeki dışındaki bir tartışmaya da götürerek böyle politik bir duruşun içinde. Herkes şu gerçeği bilmeli. Alevi inancı, Reya Hak inancı yaradılışı reddeden doğumu esas alandır. Çünkü kubbeye rahmandan ana kadının nuruyla çar anasırın oluşumu ve sonra evrenin oluşumu ile giderek evrimleşerek yaşamın hayat bulmasıdır. Bütün canlı cansız dediğimiz her şey bu 4 Ana elementten o çar anasının doğum yoluyla oluşumundan geliyor. Onun için bizim inancımızda dokunduğunuz hissettiğiniz tasavvur ettiğiniz ne kadar canlı cansız olarak da tanımlanan her şey hak olarak görürüz. İnsanda bunun en güzel tezahürü olarak görülür. Onun için Reya hak Alevi inancında İslam’ın içinde veya dışında bir tartışma asla yoktur. Bu sünni bir tartışmadır. Alili veya Alisiz bir Alevilik de tartışılmıyor. Alevilik Ali ile de başlayan bir şey değildir. Yani biz kalu bela dediğimiz şey işte o ilk Nur’un hakkın kendisinin bilme isteğinden oluşan o çar anasının oluşumundan bugüne o nurdan aldığımız için Biz hak yolun doğum yoluyla geldiğini biliriz. Bütün varlığın ne kadar varsa tasavvur ettiğimiz hayal ettiğimiz her şey hakkın tezahürü olduğu için doğum yoluyla gelmiştir. Onun için biz semitik yaklaşımın veyahut cennet cehennem üzerine bir kurgunun olduğu hiçbir inancın içinde ve dışındaki bir tartışmayı kabul etmiyoruz. Çünkü biz de ölüm diye bir kavram yoktur. Haktan gelip hakka gidiyoruz. Onun bir parçası olarak gelirsiniz bu evrendeki bir süreci yaşarsınız tekrar ona dönersiniz ki bu gerçeklik o kadar bariz ki bunu söyleyenler bir daha toprağa tekrar teslim ediliyor. Yapılan bütün ritüellerin hepsi de o toprağa tekrar o canın geldiği yere tekrar dönmesi olarak algılanır. Şimdi hal böyle olunca bir sünni tartışma yaratılarak bir bölünme isteği ne kadarını sistemin yanında ya da ne kadarını Türk İslam sentezine monte ederiz gibi bir anlayışın ürünü olan bu Türkmen ve Bektaşi ocakları dedikleri şey tamamen Türk’ün ve o geçmişte yeniçerinin veyahut da Osmanlı hilafeti gelmeden halifelik gelmeden önceki halini de reddeden, kendi tarihini de bir anlamda reddeden bir yapıdır çünkü II. Mahmud’a kadar yeniçeri Ocağı’nın bütün erenleri veyahut da serdarlarının hepsi Bektaşi’dir. Bütün bu şeye neden yaparlar. İnsanların hafızasındaki tarihi silmek yeniden bir tarih yazmak ama hiçbir halkın hiçbir inancın hiçbir kültürün olmadığı yeni bir şey yaratmaktır. Şimdi toplumların hafızasını silmek onları kendisi gibi yapmak ama hiçbir zaman da onların hakkını teslim etmeden halen köle olarak görmek Bu sistemin ana gayesidir. Hiç bundan vazgeçmemiştir. Bugün de öyledir. Alevilik dünyaya bir bahçe olarak her dilin her kültürün her inancın her tarihsel yaşanmışlığın 1 hanesi olarak görür ve hepsine bir hak olarak bakar. Eğer siz bu toplumların inancını dilini kültürünü tarihini yoksa yazınız o mağazam güzellikte olan bahçenin bir renginin bir kokusunun yok olması demektir. Bu da hakka yapacağımız en büyük hakarettir çünkü hakkın yarattığı hakkın kültürünü dininin inancıyla yaşamlı coğrafyasını verdiği onları hayat Hakkı tanıdığı yerden onları silip atmak aslında onu yok etmektir. Bu yok edişin önüne geçmek için de Hakkı hakikati şartlar ne olursa olsun ama onun yanında olmak onu savunmak mazlumun ve mağdurum bu evrende hak olarak kendi inancı ile kültürü ile dili ile geçmişiyle yaşamını sağlamaktır. Hak olan budur. Yoksa bir sistemin parçası veyahut da bir pasaportla bir maaşla insanları cephelendiren tartıştıran bir şey Hak ve hakikate asla hizmet etmez. Yapacağın şey sisteminin bir payandası haline gelir.”

“BU ÇALIŞMA BEYHUDE ÇABADIR”

Alevilikte esas olan yolun kendisi olduğunu belirten Kulu, “Ulularımız pirlerimiz mürşitlerimiz bu tanımlamayı yapmıştır. Demişlerdir ki hak olan yoldur. Talip de yola taliptir mürşit de yola tarihtir ama aynı zamanda hak da yola tarihtir” dedi.

“Bu Sünni gündemlerle zorla birbirinin yanına yapıştırılan ismini nasıl koyarsanız koyun pirler ocaklar meclisi koyun hiç olmayan ocakları oluşturan bu beyhude bir çabadır” diyen Kulu, “Hiç onlara faydası olmayacak aksine bu toplumda kendi inancı ile dini ile kültürü ile tarihi ile geçmişiyle ve bunu bilerek kendi geleceğini kurgulayanları daha fazla kamçıla malı kendi gerçeğini öğrenmesi için kendi gerçeğine sahip çıkması için onu hem yaşamak hem de gelecek nesillere bırakmak gibi bir sorumluluğumuzun olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu açıdan bu beyhude çabaların bir zorlama olduğunu sisteme bir payanda olduğunu ve buna alet olanlar bir daha düşünmeli. Bu beyhude bir çabanın ötesine gitmeyecek” ifadelerini kullandı.

“OCAKZADELER MECLİSİ’NİN KURULMASININ PANDEMİYE DENK GELMESİ TESADÜF DEĞİLDİR”

Dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgınında değinen Musa Kulu, “Bugün yaşadığımız bu pandemi sürecinde insanoğlunun veyahut da kapitalist modernitenin insanlığı nereye taşıdığı nasıl bir zulümle nasıl bir gelecek ile karşı karşıya bıraktığı gerçekliği vardır.

Bu evrende hiç yoktan kendiliğinden oluşmaz. Siz bu evrende var olan coronayı yani gribi sardı laboratuvarda da olsa yoktan getirilmiş bir şey değildir. Tabiatın içinde ol olsa bu bir gerçeklik. Siz evrenin canını acıtırsanız tabiatın canını acıtırsanız denizlerin kirletirseniz ormanı yok ederseniz siyanürlü altın ararsanız yani ne kadar menfaat veya kar amaçlı şey yaparsanız dünyayı mahvedeceksiniz. Dünyada refleksini gösterecek. Bugün yaşadığımız pandemi de bu refleksin sonucudur. Biz her gün tabiatın canını acıtıyoruz, biz her gün hakkın canına kıyıyoruz. Hak da o refleksini gösterecek. Bu süreçlerde bütün iktidarlar da dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de iktidar bu pandemi sürecinde bu zor süreci de özgürlükleri daraltarak daha sıkı yeni yeni tedbirlerle geleceğini kurtarma çabası içerisindedir. Bunun da unutulmaması gereken bir nokta olarak da kenara koymak gerekiyor. Üzerine tartıştığımız Türkmen Bektaşi Dedeleri Ocakzadeleri’nin bu ilanını bu pandemiye getirmesi tesadüf değildir. Hepsi planlı programlı ama sistemin kendisini yeniden entegre ederek kendi dışındakileri de terbiye ederek Türk tipi başkanlık sistemini tamamen oturtmak istiyor ama bu toplumun ruhuna da fikriyatına da Anadolu Mezopotamya coğrafyasının da buradaki halkların inançların met toprağım suyunda kabul etmeyeceği bir şeydir. Çünkü hayır insanlar halklar kendi dili ile rengi ile inancıyla yaşarsa Dünya cennettir, yoksa yaşadığınız bir cehennemden başka bir şey değil” ifadelerini kullandı.

 

Bir Cevap Yazın