RÉYA/ RAA HEQİ İNANCI- KÜRT ALEVİLİĞİ

0
419

ARYENİK  KÜLTÜRÜN SON HALKASI:

RÉYA/ RAA HEQİ İNANCI- KÜRT ALEVİLİĞİ*

Erdoğan YALGIN

Mezopotamya topraklarında dinler ve inançlar tarihi incelendiğinde, iki ana kültürel damarla karşılaşılacaktır. Bunlar Aryenik ve Semitik kültürlerin bileşiminde meydana gelmiş inanç ve dinsel yapılardır. Aryenik inanç kimliği, ahlaki-vicdani değerler üzerinden şekillenmiş, ortakçı ve demokratik felsefeye dayanan, farklı coğrafyalara özgü gelişen akımlar-ekollerdir. İnsan-doğa ekseninde düşün gelişimi gösteren Aryenik kültür taşıyıcıları, zaman koşulları dahilinde, düşünceyi dinselleştiren peygamberler-önderler vasıtasıyla tek tanrılı, semitik dinlere geçiş yapmışlardır. Tek tanrılı bütün semitik (kitâbi) dinler, daha çok literatürde “Ortadoğu“ tanımını da kullandığımız, “Mezopotamya“ topraklarında zuhur etmiştir. Zira bu topraklar, başlangıç itibariyle Aryenik bir kültürün harmanlandığı topraklardır! Sonuç olarak tek Tanrılı-Semitik dinler; bu coğrafyadan tüm dünyaya dağılmış ve farklı etnik-toplumlar tarafından yaşatılarak günümüze kadar getirilmiştir.

Hal böyle olunca; devletleşen semitik dinler, zaman içinde yayılım alanlarını genişletmek için, bir çok savaşları da beraberinde getirmişlerdir! Semitik dinlerin yazılı kaynaklarının oluşu ve bu kaynaklara yüklenen toplumsal takdis algısıyla devlet yetkilileri, kendi tebâsını istedikleri siyasi-politik şekillenmeye tabi tutmuşlardır. Esas itibariyle burada mühim olan; devletin bekâsıyla birlikte  yöneten elitin devamlılığı hedeflenmiştir. Lakin “devlet“ ve “yöneten elit“ eşdeğerde olup, “yönetilenlerin“ pisikolojik baskı altında kitâbi kanunlarla hizaya getirilmesi önplanda tutulmuştur. Bu siyasal iklimde dinin bağlıları, devletin ise bir dini vardır. Devlet, dinin üstündedir. Burada resmileşen din; bireyle tek tanrı arasında gelişen ruhani ilişkiden çok, bireyin devletiyle olan bağlılık ilişkisi için bir araç olarak kullanılmıştır. Yani din devletinin toplumsal yaşam üzerinde güttügü merkezileşme politikaları, zamanla mevcut dinin dejenere edilmesine yol açacağı gibi, inanmış mütedeyyin katmanlar/ öbekler, kutsal-ruhani değerlere yabançılaşacaktır. İşte günümüz Türkiyesinde tam da bu yaşanmaktadır.

Aryenik kültürel inançlı topluluklar ise doğayla içiçe, devletsiz ve komünal ortak bir yaşamı örgütleyerek, kendilerini farklı isimlerle yaşatmaya çalışmışlardır. Aryenik kültürün kozmogonisinde, yoktan vareden “tek tanrı“ fikrinden daha çok, “tanrılaşmış bir insanın varolabilecegi“ tasarımı yatmaktadır. Dikkat edilecek olursa bu ana temayla; Semitik dinlerle“, Aryenik inançlar arasındaki temel farklılık tam da bu noktada kendiliğinden göze çarpar! Nitekim devletleşen “Semitik dinler“, devletsiz/ özerk “Aryenik inançlar“ karşısında hep baskın gelmişlerdir. Netice itibariyle resmi dinli devletin paradigması, tekçi zihniyete dayalı yürümektedir.

Tarihsel adlandırmalarıyla “Işıkçılar, Kızılbaşlar, Bektaşiler, Aleviler, Réya/ Raa Haqclılar“; Antik Mezopotamyada ortaya çıkmış, kalın hatlarıyla Aryenik kültürlerin günümüzdeki son temsilcileridir. Bu toplumsal ekol; devletsiz bir inançın, doğa-insan merkezli, çağdaş-seküler sitem içinde hayat bulmuş komünal bir arayışın adıdır. Bu ekol; önsüz bir yolun, günümüze sarkan Aryenik süreklerini ifade eder! Bütün bunlar biryana, elbetteki Semitik çıkışlı bir dinin içinde Aryenik kültürler olduğu gibi, Aryenik kökenli inançta da Semitik etkiler sözkonusudur. Toplumsal doğanın seyri bakımından bu doğaldır. Burada asıl olan; Aryenik kültürle öbeklenmiş toplumun güncel yaşantısına, devletin resmi dinininin ne ölçüde etki ettiğidir. Çünkü bu sonuç, Aryenik kültürel inancın, Semitik dinsel devletin asimilasyonu karşısındaki duruşunu bellirlemesi bakımından önemsenmelidir.

Gelinen noktada; Dersim merkezli Réya/Raa Heqi inancının kozmogonisi, felsefesi, tarihi, dili, etnisitesi, coğrafyası, ideolojisi ve ritüelleri devletin resmi dini statüsündeki İslamiyetin tesiri altındadır! Aynı zamanda diasporaya dağılmış itikat mensuplarının, kapitalist modernitenin etkisi altında olduğu da unutulmamalıdır! Bütün bunlara eklenmesi gereken bir diğer önemli husus daha vardır!  O da; devletin ceberut yüzünün, mahalle baskısıyla birleşmesi sonucunda inanç mensupları arasında yaratılan güvensizlik temelindeki bölünmelerdir! Bilindiği üzere son 30-40 yılda itikat süreginde; Aryenik kültürel özden kopuşun sağlanmasına dönük ta’cizler sözkonusudur! Unutulmamalıdır ki; Dersim merkezli Réya/ Raa Heqi itikatı, Aryenik antik kültürün son halkasıdır! Dersim, bu inancın son kalesi ve son Kâbesidir! Bu kültürel inanç, her şeye rağmen Kürt klanları tarafından,  ocaklar/ dergahlar/ okullar sistemiyle asırlardan beri yaşatılmıştır! O halde; bu inançın ihtimamla yaşatılması, yine inanç mensuplarının kendi toplumsal devinimi içinde aydınlanma çağını yakalamaları ve kendi rönesanslarını < yeniden doğuşunu gerçekleştirmesiyle bir ivme sağlıyacaktır. Hâsılı kelâm; devlete, hele hele kuruluşundan beri İslamiyeti kendi bekâsına kalkan yapmış, Türk-İslam sentezli bu tekçi zihniyete bulaşmamak ve uzak durmak gerekir! Bu özgün hususa dikkat etmesi gerekenler ise başta Ocaxzâdeler olmalıdır!

ARYA COĞRAFYASI VE TOPLULUKLARINA KISA BIR BAKIŞ

Yukarıda “Aryenik kültürün son halkası: Rêya/Raa Heqi-Aleviliği“  bağlamında ele aldığımız “aryenik inanç“ ve “tek tanrılı/semitik dinlerin“ kökenine ilişkin kısaca bilgiler vermeye çalışmıştık. Şimdiyse farklı bir boyutta, “Arya“ bağlamında, “Ar, Ari, Arya, Aryan“ ve benzeri sinonimli sözcüklerle telaffuz edilen eski topluluklara verilen bu kültürel-soydaş isim üzerinde kısaca duracağız. İç içe geçmiş farklı doneleri, bazı başlıklar altında açımlamaya çalışacağız.

Ar, Ari, Arya Tnımı

Etimolojik olarak “Aryan“ kavramının Sanskritçe bir sözcük olduğu sanılmaktadır. “Şerefli, asil, asil insanlar” veya “onurlu” anlamındaki “Ārya” fiilinden türetilmiştir. Kavramın bir diğer kök çeşidi olan “Ar“, Kurmancî dilinde “ateş, ışık, nur“ anlamında kendini gösterirken, Aynı zamanda “ahlak ve vicdan” olgularına da işaret eder. “Arı/ari“ ise “temiz, duru, saf, münezzeh; yabancı şeylerden arınmış, katışıksız, halis; günahsız“ manalarını ihtiva eder. “Ariyana“ kavramı ise “arkadaş, dost“ tamlamalarına işaret eder. Bir Doğu Ariyanlı olan Zerdüşt‘ün (M.Ö. 628-551) Avesta dilindeki benzeri “Airya”dır ve yine eski Pers dilindeki karşılığı da “Ariya”dır. Büyük oranda bu tanımı, Proto-Hindu-İranlılar, etnik olarak kendilerini tanımlama amacıyla kullanmıştır. Ayrıca günümüzde bilinen eski “İran“ adının kaynağı, “Aryania“dır. Zira tarihsel geçmişiyle otokton Kürt klanlarının coğrafik alanlarının tanımlayıcı adı da olan  “Aryan“ kavramının temelinde genel manada “Tarım topluluğu“ olmakla birlikte “Arı, saf ve temiz vb“ morfolojik açılımlar bulunmaktadır. Sümercede Ar “saban“ manasında “tarımcı-çiftciler“ için kullanılmıştır. Aşağı Mezopotamya’da yerleşik olan Sümerliler, yukarı Mezopotamyada yaşayanlara tarımcı-çiftçi manasına gelen Ar, Ari, Arya adını verdikleri  de düşünülmektedir.

Aryen adı, toprağa ilk yerleşen ve tarımla uğraşan topluluklara verilen toplumsal bir tanımdır. Aryanom adı, tarımcı toplulukların yerleşik olduğu geniş coğrafyayı tanımlamaktadır. Bu coğrafya ise İran, Afganistan, Belucistan, Zagroslar, Azerbaycan, Doğu ve Kuzey Kürdistan ve hatta tarihte Trans Kafkasya bölgelerini de kapsamaktadır. İnteraktif bir havuz konumunda olan Aryen kültürü, daha sonraki asırlarda bölgeye akın eden birçok toplumsal katmana bir arada yaşama umudu verirken tek tanrılı resmi dinler dışında kalan inançsal ekollerin de ana kaynağını oluşturmuştur. Örneğin kuruluşunda birçok toplumsal Ari tabakadan meydana gelen Medler (MÖ.678-549), Doğu Arya halkları arasında yer almaktadır. 

Avesta‘da ‘Haki Aryan’ ülkesi

Tarımcı kültüre bağlı olan bu coğrafyanın toplulukları, kaldıkları bölgelerde zaman içinde halklaşarak günümüze kadar gelmiştir. Kürtçe ve Farsça’nın da anası konumunda olan Ariyaca ve Sankretçe yazılan Avesta’nın muhtelif bölümlerinde, sıklıkla “Aryen ülkeleri, Aryen milletleri“ ve “Arya toprakları“ manasına gelen “Haki Aryan“dan söz edilmektedir. Avesta’da Aryan halkının yaşadığı ülke “Aryana Vaejah“ olarak anılmaktadır. Avesta’da verilen (Aryana Vaejah) bu ülkenin coğrafi konumu hakkında kesin bir sonuca varılmamış olsa da günümüzde birçok önerme bulunmaktadır. Bunlar içinde, Özbekistan’ın güneyi, Tacikistan toprakları olarak da bilinen ve yine Seyhun ile Ceyhun nehirleri arasındaki Maveraünnehir’in olduğu görüşü söz konusudur. Fakat arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen bulgularla Aryen dili ve kültürel yapılanmasının Mezopotamya kökenli olduğu ve sonrasında ise etnografik boyutuyla farklı alanlara yayılarak ulaştığı anlaşılmaktadır.

Aryenik harman: Mezopotamya, Bereketli Hilal

Bu coğrafi bölge aynı zamanda “Bereketli Hilal/Münbit Hilâl” olarak tanımlanan geniş coğrafi bölgenin içinde yer almaktadır. Akdeniz’in doğusundaki Amanos dağlarından ve Anti-Toroslardan doğuya ve Zagroslardan güneye kıvrılıp Fırat-Dicle ile birlikte Basra Körfezi’ne inen bu alan, Mezopotamya’nın en verimli iklimine sahip coğrafyasını oluşturur. Zagrosların da komşu olduğu Toroslar, Mezopotamya’nın kuzey/yukarı kısmında konumlanmıştır. 

İşte bu “Bereketli Hilal” olarak da adlandırdığımız (Zagros-Toros/Mezopotamya-Suriye) bölge, antik çağlarda “Babil (M.Ö. 1800‘ler) ve Hurri/Mitannilerin (M.Ö. 3000/1400-1700)” ana yurduydu. Örneğin Zagrosların orta ve kuzey bölgesinde ortaya çıkan Gutilerle başlayan Karduların, Hurrilerin, Mitannilerin, Kasitlerin, Urartuların ve Medlerin bu coğrafyada birbirilerine eklemledikleri Aryenik kültürlerin antik kökleri, binlerce Kürt aşireti içinde halen yaşatılmaktadır. Örneğin Med devletinin kuruluşunda (MÖ.612) yer alan altı aşiret konfederasyonu arasındaki Arizantu adlı antik aşireti, günümüzde Kürtler içinde Dersim merkezli “Ari, Arêzi, Arêzu aşireti“ adıyla devamlılığını aynı isimle halen korumaktadır. 

Aryenik Halklar

Tarihi araştırmalarda elde edilen veriler ışığında Mezopotamyalı antik topluluklar, esas itibarıyla Ari/Aryen olarak tanımladığımız dil ve kültürel katman içinde yer almaktadır. Mesela demografik hareketliliği içerisinde Kürtlerin de ataları olan ve Kitab-ı Mukaddes’te de “Hurrit“ olarak anılan Hurriler (MÖ.3000) ve bunlarla bağlantılı antik topluluklar, Aryen dil ve kültüründen süzülüp gelen ilk halklardandır.

Aryan halkları, modern dönemin biçimsel hüviyetine sahiptir. Kürtler, Farslar, Peştular, Beluciler, Talişlerle birlikte Alanların ve Osetlerin kültürel-siyasal tarihleri bu öbekte yer alır. (Günümüzde de Kürt aşiretleri arasında Alan aşiretinin varlığı bilinmektedir.) Örneğin dilleri, Hint-Avrupa dil ailesinin İrani diller bölümüne bağlı olan Osetler, günümüzde daha çok Rusya’nın Kuzey ve Güney Osetya bölgesinde yaşar. Yaklaşık 700 bin nüfusu olan Osetler, kendilerine “İron“, yaşadıkları bu bölgeye /ülkelerine ise “İrişton“ der. Aslında İron ve İrişton tanımlarının kökü yine Arya/Ariyen kaynaklıdır.

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/0c/Near_East_1400_BCE.png

Kral Dara ve Bihistun Kitabesi

Yine İran Kürdistanı‘ndaki Hamedan/Akbatana‘da yer alan Bihistun Kitabesi’nde (Duyun Kitabesi, Bagistan, Bistun, Bisûtun) Pers Ahameniş Kralı Dariyus (MÖ. 522-486); “halkının konuştuğu dil olan ‘Ariyca’ diliyle ilk defa bir kitabe kaleme (M.Ö. 515) aldığını” özellikle açıklar. Yani Kral Dariyus kitabesinde Ariyaca yazısı ile de yazdığını, kendisinin bir Aryan olduğunu ve Aryanamların ülkesine hükmettiğini gururla söylemektedir. Ayrıca Behstun Dağı, Ferhat’ın Şirin’e kavuşmak için delmeye, yarmaya çalıştığı dağ olarak da betimlenmektedir. Bu dağdaki kazılarak aşınmış bir yer, buna kanıt olarak gösterilmektedir.

Medler, Persler ve Êran/İran adı

Anlam ve mahiyeti içinde Medler kendilerini “Arya“, Persleri “Arte“ olarak nitelerdi. Arya “asil ve soylu“ anlamına gelirken, Arte ise “aşağı“ manasında kullanılırdı. Yine Araplar, Arapça’da “P” harfinin olmayışından ötürü Persler için “F” harfi kullanarak “Fars/Farsi“ derler. Tarihsel kaynaklarda bu topluluğun M.Ö. 10.yüzyıllarda Kuzey’den gelerek M.Ö. 7.yüzyılda Aryan bölgesine yerleşen göçebe Hint-Avrupalı “Parsalar, Parsualar“ olduğu sanılmaktadır. Özü itibarıyla “Pers“ kavramı “gezgin dilenci“ manasında da kullanılmaktadır. En son olarak Persler tanımı, İran’da yaşayan Zerdüştiler için kullanılmıştır.

İran adının “Êrân“ adından, Êrân isminin ise “Arya/Arian“ adından kaynaklı olduğu görüşü yaygındır. İran sözcüğü modern Farsça’ya, Zerdüştlük’ün kutsal kitabı Avesta’da (MÖ.7.yy) yer alan bir coğrafi ve kültürel terim olan Aryānām’dan girmiştir. Ariya ve Airiia kelimeleri aynı zamanda Bihistun (MÖ.522) ve sonrasında Ahameniş İmparatorluğu (MÖ.550-330) yazıtlarında etnik bir atıf olarak da yer almıştır.  Ülkenin adı M.Ö. 6.yüzyıldan 1935’e kadar daha çok “Pers İmparatorluğu, Acemistan“ gibi isimlerle anılırken 1935 yılında Şah Rıza Pehlevi (1878-1944), uluslararası topluluktan “İran” adını kullanmalarını istemişti. Fakat daha sonraları toplumsal isim üzerinden gelişen iç tartışmalardan ötürü 1959’da oğul Muhammed Rıza Pehlevi (1919-1980), her iki tanımı, yani “Pers İmparatorluğu, Acemistan“ ile birlikte “İran“ isimlerinin resmî olarak birlikte ve birbirinin yerine kullanılabileceğini açıklamıştı. 1979’daki İran İslam Devrimi’nden itibaren ülkenin resmi adı “İran İslâm Cumhuriyeti” olarak güncellenerek kalmıştı. Aslında “Ari, Arya, Aryan“ adları, daha çok Medlerin kendilerine verdikleri bir isimdi. 

Nitekim Medlerden alınan “Arya“ ismi, “Eran, İran“ adı altında sadece günümüzdeki Persleri ifade eden bir isime dönüştürüldü. Mezopotamya’da yaşayan kadim Aryenik topluluklar, zaman içerisinde tek tanrılı kitabi dinlerle ayrışmaya gittiklerinde, “aryenik kültür“ ve “semitik kültür“ olarak iki ayrı öbekte tanımlandılar. Aryenik kültür, resmileşen tek tanrılı dinler karşısında doğa-insan eksenli geliştirilen farklı inançsal ekollere, etno kültürel aidiyetlere kaynaklık etti. Bu aryenik kültürel inançlar arasında Alevilik, Êzîdîlik başta olmak üzere benzeri ekolleri sayabiliriz.

Kürt Aleviliğinde Aryan/Üryan

Kültürel bir kimlik kodu olarak Aryan kavramının Rêya/Raa Heqi Kürt-Aleviliği’ndeki tasavvufi manada karşılığı ise “üryan“dır. Tasavvuf ehilleri arasında da genel kanı odur ki, “saf ve temiz olup bir bakıma çıplak, anadan doğma, masum bir çocuk gibi her şeyi ortada olmak“ anlamına gelmektedir. Bununla birlikte “üryan” adının doğru yazılış şeklinin “şerif ve azad“ anlamında “aryan“ olduğu fakat eski elyazmalarında yanlışlıkla bunun “üryan“ şekilinde yazıldığına ilişkin düşünceler de mevcuttur. Rêya/Raa Heqi (Kürt Aleviliği) süreğinde, Kürt yazılı edebiyatının ilk yazılı örneğini Kürtçe yazan Baba Tahir Üryan (11.yy) ve yine Dersim merkezli Üryan Xızır Ocağı’nın banisi olan Üryan Xızır (11.yy) isimlerinin “üryan“ unvanları, anlaşılan odur ki, Mezopotamya topraklarında yaratılan aryenik kültürün gözesinden süzülüp gelmektedir. 

Aryenik kültürde yaşatılan Xızır

Arkeolojik keşifler sonucunda elde edilen verilerden haraketle Sümerlerdeki Şuruppak, şehir devletinin kralı olan “Ziustra“, yani “insanlığın Cudi/Gudi eteklerinde yeniden varoluşuna vesile olan” yaygın adıyla Nuh’tur. Nuh’un Sümer tabletlerindeki adı Ziustra’dır. Asur-Akad tabletlerinde Uta Na Pîştim’dir. Tevrat’ta Noha, Kur’an’da Nuh diye anılırken, Alevilerde ise Xızır olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine Sümer metinlerinde onu görmek için Enkidu yoldaşıyla/müsahibi ile birlikte yollara düşen Gılgamış, Rêya/Raa Hêq itikatının sözlü anlatımlarındaki o “rıza şehrinde”, nihayetinde gidip onunla karşılaşmıştır. 

Bütün kutsal kitaplara kaynaklık eden Sümer ve Mezopotamya metinlerinde “Hızır, Hıdır, El, Eliyas, Elyas, Aliyas“ olarak geçen bizim Xızır, zamanla isim ve işlevsel üstünlüğü bakımından batıni yerini, zahiren İmam Ali’ye bırakmıştır. Konu derinlikli biçimiyle tersinden alındığında dillerdeki/gulbanglardaki (doğaçlama dualar) İmam Ali yakarışları, esas itibariyle El, Eli, Eliyas, Aliyas, Xızr içindir. Özellikle Kürt Alevi süreğinde farklı ritüellerle yaşatılan Xızır, aryenik kültürel inancın bir ürünüdür.

Avrupa’da Hitler Aryası

http://www.yeniozgurpolitika.com/wene/other/1353.jpg

Avrupalılar, kendilerine medeniyet kökü sandıkları Yunan/Grek tarihinden hareketle Arya-Hint kökleri keşfetmişlerdi. 1800’ün başlarında Alman ve Fransız bilim insanları (Hindologlar) tarafından dil ailesi bağlamında “Hint-Alman < İndo-Germanisch“ ve sonrasında “Hint-Europäisch < Hint-Avrupa“ kavramları geliştirildi. 1795 yıllarında Avrupa‘da geliştirilen “saf ırk“ arayışları sonucunda Grek mitolojisinde uygarlığın öncüsü, ateş tanrısı ve Nuh’un oğlu Yafes’ten geldiği ileri sürülen Promete’nin soyundan oldukları iddia edildi.

Evrimleşerek uzunca bir süreçten geçen “Batı-Avrupa Ari ırkı“ tartışmaları en son 1934-1945 yılları arasında ırkçı-faşizan söylemlerle geliştirdiği Alman ırkının saf-Ari ırk olduğu tezini tüm dünyaya haykıran Hitler’e (1889-1945) ulaştı. Hitler, Almanya’da yaşayan Yahudilerin kendi tanımladığı “Ari ırkın/Almanların“ doğal düşmanları olduğunu iddia etmeye başladı. Böylece bir çatışma öznesi olarak üstün ırk siyasetini körükledi. Kısacası Ari, Arya tanımları, daha çok 19.yüzyılda, soykırım gerçekliğiyle Avrupa literatürüne girmiş oldu.

Son söz yerine 

2017 yılının bu ilk günlerinde şunu temenni edelim: Astronomi bilimini de geliştiren Sümerlerden (MÖ. 4000) bu yana zaman içinde kirletilen kutsal yerküre/dünyamızda, bir Ari/Arya olarak (şerefli, asil, onurlu, temiz, duru, saf, münezzeh; yabancı şeylerden arınmış, katıksız, halis ve günahsız) yaşama dileğiyle!

*Bu makale iki parça olarak; 29-03-16 ve 13.01.17 tarihli Özgür Politika gazetesinde yayınlanmıştır. Daha sonraları Kanada’da Sosyal danışman/Tercüman ve Araştırmacı Yazar Doğan Doğan tarafından İngilizceye çevrilmiştir. https://www.academia.edu/39653292/Erdo%C4%9Fan_YALGIN_

Bir Cevap Yazın