Ulus Devlet Kıskacında Raa Haqi, Hak Yol Toplumsallığı

0
190

Hüseyin Ozan

Hak Yol-Alevilikten söz ederken insandan, bir toplumsal gerçekleşimden bahsederiz. İnsanın toplumsal bir varlık, Hak Yol-Alevi toplumsallığının toplumsal kimliğimiz, toplumsal varlığımızın ise soykırımı hedefleyen saldırılarla karşı karşıya olduğu gerçeğinden hareketle, toplumsal varlığımızı savunmanın ilk şartının tarihsel-toplumsal gerçeğimizi bilince çıkarıp kendi hakikatımızla buluşmaktan geçtiğini kavrayabiliriz.

Raa Haqi/Hak Yol/Alevi toplumsallığı, mevcut olduğu her coğrafyada istisnasız bir şekilde bütün sürek ve etnik bileşenleriyle beraber çeşitli hegomon odaklar tarafından hedefe konulmuş; katliam, göçertme ve asimilasyon sacayaklarından oluşan bir şiddet sarmalında soykırıma tabi tutulmuştur. Bu durum, ulus devlet süreçlerinde özellikle Ortadoğu ve Anadolu coğrafyalarında dahada derinleştirilerek, dahada sistematikleştirilerek sürdürülmüş, sürdürülmektedir. Sistematik biçimde sürdürülen soykırım politikalarının sonucunda, bütün sürek ve etnik bileşenleriyle beraber Hak Yol toplumsallıklarının tarihsel yaşam alanları adeta insansızlaştırılmış, demografik yapısı değiştirilmiş, Hak Yol sürekleri özelinde toplumsallığı mümkün kılan kurumlar işlevsizleştirilmiştir. Bu durum toplumsal bir yıkıma, bağlı olarak savrulmalara yol açmış; iktidarcı-eril hegomon yapılar karşısında uzun bir tarih boyunca savunulan rıza yolu ve rıza toplumsallığı tarihinin en tehlikeli süreciyle karşı karşıya kalmıştır.

Hak Yol toplumsallığını hali hazırda zayıf kılan temel nedenlerden biri Hak Yol toplumsallığını mümkün kılan düşünsel zeminden ve anlam dünyasından kopuştur. Kapitalist modernite toplumsallıkları çözüp atomize ederek kendini gerçekleştirmektedir. Yoğun bir şekilde yürütülen modernist propagandalarla toplumsallığın aşıldığı, vatandaşlık hukukunun çağın gerçeği olduğu bilinçlere enjekte edilmektedir. İnsan toplumsal gerçekliğinden koparılarak bireyselleştirilirken egemenlerin tahakkümüne açık hale getirilmekte, savunmasız ve iliklerine kadar hegomon odağa yükümlü hale düşürülmektedir. Doğal toplum özelliği arz eden, farklı düzeylerde direnç gösteren Hak Yol gibi toplumsallıklar ise yoğun bir şiddet ve asimilasyonla tasfiye edilmeye çalışılmaktadır.

İnsan ve Toplumsallık

İnsan toplumsal bir varlık, insanlık ise toplumsallıklar toplamı olarak ifade edilebilir. İnsan, temel toplumsal model olan klandan başlayarak kabile/aşiret, aşiret federasyon ve konfederasyonları, halklaşma ve uluslaşma boyutlarında birçok toplumsal yapı gerçekleştirmiştir. Anlaşılacağı gibi toplumsallıklar inşa edilmiş yapılardır ve insanlık tarih boyunca farklı toplumsal modeller yaratmıştır. Parçalanmamış toplumsallık ise komünaliteyi ifade eder. Bu manada temel toplumsal model olan klanı değerlendirirsek insanlık tarihinin en uzun toplumsal yaşam modeli olmuştur ve komünal bir karakterde olduğu da bilinmektedir.

Neolitik devrimle beraber ortaya çıkan tarımcı toplulukların gerçekleştirdiği neolitik köy toplumsallığı komünal karakterde olduğu gibi Sümer kentlerinin ilk dönemleri de komünal karakterdedirler. Yani hala toplumsallıklarını/komünalitelerini yaşamakta, muhafaza etmektedirler, sınıflaşma ve sistematik hegomonik ilişkiler gerçekleşmemiştir. Sınıflaşma, cinsiyetçilik, tahakküm ve hegomonik ilişkilerin gelişmesiyle rıza hali ve toplumsallık çiğnenmiştir. Bu yeni ilişkilenme biçiminin yoğunlaşmış ve örgütlü hali ise farklı modelleriyle devlet denen aygıttır. Devletli uygarlık, insanlığın yüzbinlerce yıllık geçmişini, demokratik uygarlığı yok saymakta, tarihi sadece beş bin yıl öncesinden kendiyle başlatmakta, devlet denen tahakküm aygıtının bir zorunluluk olduğunu propaganda etmektedir. Oysa devlet ile yönetim özdeş kavramlar olmadığı gibi doğal toplumların tümünde yaşanan gerçeklik ahlaki-politik toplum olma gerçekliğidir. Yani kendini yazılı olmayan ve toplumsal sözleşmeye dayanan ahlaki kurallarla yöneten, yaşayan toplumsallık… Ahlak ise, her toplumsal özelde toplumsal yarar ve karşılıklı güvenliği sağlayan kabuller olarak tanımlanabilir. Hatırlatalım ki hegomonik sistemin süreklilik arz eden saldırılarına rağmen Hak Yol/Alevi toplumsallığı yakın on yıllara kadar doğal toplum özelliklerini büyük oranda yaşatabilmiştir. İnsanlığın gerçekliği toplumsallıktır, devlet denen aygıt bir zorunluluk olmayıp insanlık tarihinde ki bir çarpılmadır, insanlaşma ve kemalatın gelişmesine vurulan bir kettir.

Hak Yol, kendi tarihsel-toplumsal gerçekliği ile Aşağı Mezopotamya merkezli olarak belirip gelişen iktidarcı-devletli hegomon uygarlık karşısında “rıza yolu ve toplumsallığı” olarak alternatif bir düşünsel-toplumsal sistemdir. Her komünalite özgürlükçü olmamakla beraber, rıza toplumsallığı özgürlükçü bir komünaliteyi ifade eder. Tarihsel zemini ise tarımcı neolitik dönemdir.

Öğreti, Anlam Dünyası Ve Hak Yol Toplumsallığı

Hak Yol, bütünlüklü bir öğreti ve anlam dünyasından oluşur. Toplumsal ve bağlı olarak bireysel yaşam bunların üzerinde şekillenir. İnsan ve varlıkla ilgili her soruna bu yolun kendi cevapları ve çözüm önerileri vardır. Referanslarımız ise yine bu yolun varoluşu açıklama biçimine, yani kozmogoni anlayışına dayanır. Çünkü varlığı bilme, varoluşu açıklama biçimi Hakk’ı bilme biçimidir. Bu nedenle bir bütün olarak varlığa, toplumsal sorunlara bakarken, cins, hakkaniyet, ekoloji vd. sorunları tanımlar ve önermelerde bulunurken her defasında bu yolun kozmogoni anlayışına baş vurmak, hatırlamak, onu referans almak zorundayız.

Raa Haqi/Hak Yol öğretisinde, bağlı olarak anlam dünyasında insan kâmil tabiattır. Hakk, bir tek’lik hali olup kendini kâinat aynasında zahir/görünür kılmıştır. Hakk’ın aynası olan kâinat tekamül çarkındadır ve çark süreci kâinatın aynası olan insana varır. Raa Haqi, toplumsallığı rıza hali üzerine inşayı öngörür, esas alır. Bu anlayışın kaynağı ise varoluşu kavrama, açıklama biçimidir. Tek’lik halinde ve varoluşun kaynağı olan mutlak hakikat kâinatı kendine ayna kıldığından, kâinatın her hal ve formu kendisinin hal ve formlarıdır. Kendisinde mana halinde mevcut olan suretler, zahirde yine kendisinden zuhur eden hallerin/hakikatlerin (Çar Anasırın) sevgi bağıyla rıza haline erip biri birine ikrar vermesiyle doğuşlarını gerçekleştirir. Bu mana da kâinat rıza ve ikrar üzerine kuruludur. “Bu ilke, kâmil tabiat/Hakk’ın aynası olan insanın toplumsal yaşamında da karşılığını bulmalıdır”. Bu çözümleme ve anlam dünyası üst düzeyde bir qomlaşmaya/toplumsallaşmaya yol açar, karakterize eder.

Tek Tipleştirme Saldırısı Ve Hak Yol Gerçekliği

Bilindiği gibi üretim biçiminin değişmesiyle beraber, geniş toprakların hegomonya altına alınması esasına dayanan imparatorluk biçimi hegomonya çökme sürecine girmiş, yeni bir hegomonya biçimi olan ulus devlet gündemleşmiştir. Bu gelişmelere bağlı olarak Osmanlı İmparatorluğu da dağılma sürecine girmiş, İmparatorlukta ulus devletçi akım ittihat ve terakki cemiyetinde somutlaşmış, İkinci Meşrutiyetle beraber iktidarı ele geçiren bu siyasal akım tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu politikalar geliştirmiş ve 1. Paylaşım savaşı yıllarında Anadolu’da ki kadim halkları gayrı müslimlerden başlayarak soykırımlarla tasfiye etmiştir.

İttihat ve terakki cemiyeti 1. Paylaşım savaşından her ne kadar yenilgiyle çıkmış olsa da ideoloji ve kadrolarını ulus devlet olarak iktidarlaştırmayı başarmıştır. Bundan sonra okun sivri ucu Türk olmayan müslüman halklara ve Alevilere yöneltilmiştir. Türklük ise hakikatından koparılarak tek tip iktidar alanı inşasında araçsallaştırılmıştır.

Rıza yolu ve toplumsallığı olarak ifade edilen Hak Yolda da yansısını bulan bu tek tipçi ideolojik kirlenme kendi toplumsal hakikatimize ait olmayıp ittihatçı hegomonyanın yarattığı bir sonuçtur. Hak Yol toplumsallığı kapitalist hegomonyanın kendini gerçekleştirme biçimi olan ulus devlet üzerine inşa edilmiş bir toplumsallık değildir. Tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu ittihatçı ideoloji bu toprakların kadim halklarını tasfiye etmiştir. Hak Yolun “bir bildiği yetmiş iki millet” bu tekçi ideoloji ve pratiğin kurbanı olmuştur. Rızasız yolun tekçi ideoloji ve pratiği Hak Yolun bütün sürek ve bileşenlerine de yok etmeye koşullu olarak yönelmiş, gereğinde kan dökmüş ve dökmekte, asimilasyonu da sürdürmektedir.

Vahdet inanç ve anlayışı gereği Hakk, kâinat, insan birliğine inanan; insanı ve dillerini Hak aynası olarak gören, rıza halini esas alan bir toplumsallık ve birliği öngörüp bütün tarihi boyuncada bunu yaşayıp savunan Hak Yol talibinin üstünlük duygusuna kapılması ya da kendini inkâra düşmesi Hakkı ve yolunu inkâr anlamına gelmektedir.

Hak Yol Birçok Sürek Ve Etnik Bileşenin İkrarlı Bir Toplamıdır

Etnik Meseleye Dair;

Hakk, teklikte çokluk, çoklukta teklik halidir. Varoluşu açıklama biçimimiz, (kozmogoni anlayışımız) Hakk’ı bilme biçimimizdir. Varlığın on sekiz bin âlemde ki seyrinde mevcut olan her hal ve form, Hakk’ın hal ve formlarıdır. Tabiat Hakk’dan ayrı değil, O’nun zahir hali ve diğer boyutudur. Kâmil tabiat olan insan kâinatın özeti, Hakk’ın aynasıdır. İnsan dediğimiz varlık ise farklı renk ve dilleriyle değişik toplumsal gerçeklikler olarak mevcuttur. Hakk aynası olan insan sadece Türk, Kürt, Arap, Fars, Laz, Çerkez, Arnavut, Roman vd. değildir. Hak aynası olan “insandır” ve yetmiş iki millet olarak kavramlaştırdığımız binlerce halktır.

Hak Yolun Türkmen taliplerine dayatılan Türklük biçimi, inşa edilmiş ve rızasız yolun tahakkümünü gerçekleştirmek için hakikatından koparılarak araçsallaştırılmış bir Türklük anlayışıdır. Ve dayatılan bu Türklük biçimi, Hakk’ın hakikatı olanTürklük-Türkmenlik değildir. Yine Hak Yolun Kürt, Arap ve diğer bileşenlerine dayatılan kendi etnik mensubiyetini inkar ve tektipçi ideolojiye biat ise yolun hakikatına, Hakk manasına, rıza ve ikrar hallerine, anlayışına aykırı bir durumdur.Yol, cümlesinin kendi hakikatleri üzerinden rıza ve ikrara dayanan birliğini öngörür. Çünkü “bin bir donda baş gösteren Ali’dir”…

Sürekler Boyutu;

Tektipçi saldırının hedefinde Hak yolun sürekler gerçeği de bulunmaktadır. Süreklerin mevcudiyetini inkâr ve ret ederek bir dergâh ya da ocak üzerinden tüm Hak Yolu tarif etme yaklaşımı yine Yolun tarih ve hakikatından kaynaklanmayıp, ittihatçı-tektipçi ideoloji ve pratiğin saldırıları, manipülasyonları sonucu gelişen bir eğilimdir. Oysa Yolun bu konuda ki tutum ve hükmü açıktır: “yol bir, sürek bin bir”. Tektipçi manipülasyonun hedefi herhangi bir adreste Hak Yolun birliğini sağlamak değil, o tarif ettiği adresi kontrolüne almak, diğer ocak ve dergâhları bu yolla denetleyip bütün yolu asimile ederek ortadan kaldırmaktır.

Sürekler meselesi bütün boyutlarıyla açığa çıkarılabilmiş olmamakla beraber, ilk akla gelenler Hacı Bektaş Dergâhı etrafında gelişen örgütlülük, Arap Alevi örgütlülüğü, daha çok Dersim’de yoğunlaşan ve Ocaklar sistemi etrafında gelişen örgütlülük ve İran, Irak gibi ülkelerde yine Ocaklar sistemi etrafında örgütlenen Yaresan-Kakai süreklerini sayabiliriz.

Önemle vurgulayalım ki, bu süreklerin her biri belli etnisitelerde yoğunlaşmakla beraber etnik manada homojen bir yapıda olmayıp birçok etnisiteyi kapsamaktadırlar. Hak Yol derken uzun bir tarihsel süreç içerisinde karakterize olmuş tarihsel-toplumsal bir gerçeklikten bahsederiz. “İkrarlı bir toplam” olduğunu gördüğümüz Hak yol gerçekliğinin etnik ve süreklerden oluşan boyutuna yaptığımız vurgu, yorum olmayıp baktığımızda gördüğümüz fotograftır. Yine tüm bileşenleriyle Hak Yolu yok etmeye koşullu tektipçi saldırganlık karşısında hakikate, toplumsal gerçekliğimize sahip çıkma refleksidir. İstismara açık bir konu olması sebebiyle bu başlıkları ele alma nedenimize açıklık getirme gereği duyduk.

Hak Yol Kurumlan Ve Toplumsallık

Klan, dünyanın her bölgesinde insanlık tarihinin en uzun aralığını kapsayan toplumsallık biçimidir. Birkaç kuşağı kapsayan çocuk, kadın, erkek ve yaşlılardan oluşan kendiliğinden bir toplumsallık biçimi, kendiliğinden bir komünalite olarak tanımlayabiliriz. Daha sonraki aşamalarda avlanma, güvenlik, üretim gibi ihtiyaçlardan kaynaklı daha geniş toplumsal biçimler ise düşünsel bir zemin ve kurumlaşmalar üzerine inşa edilmişlerdir.

Bu bağlamda Hak Yol toplumsallığıda bir düşünsel zemin, anlam dünyası ve etik üzerine inşa edilmiş, çeşitli kurumlaşmalarla toplumsallaşma vücuda getirilmiştir.Buradan hareketle Hak Yol toplumsallığının gerek inşa, gerekse sürdürülebilmesinde kurumlaşmaların önemini ve gerekliliğini bilince çıkarabiliriz. Demek ki toplumsallık düşünsel zemin ve kurumlaşmalarla mümkün olabilmektedir.

Devlet denen hegomonik aygıt altında bir toplumsallaşma gerçekte mümkün olamamaktadır. Çünkü toplumsallaşma özü itibarıyla bir komünalitedir. Hegomonik bir yapı tahakküm kurarak insan kalabalıklarını kontrol edebilir, yönetebilir. Fakat nicelik olarak bu topluluk ne kadar büyük olursa olsun, bu insan kalabalığı gerçekte toplum olma özelliğini yitirmiştir. Tahakküm ve iktidarcı hiyerarşinin, cinsiyetçiliğin olduğu yerde toplumsallık parçalanmış ve çiğnenmiş, toplum olmaktan çıkarılmış, kalabalığa ve sınıflaştırılmış insan yığınlarına dönüştürülmüştür.

Kendini yaşayan, ahlaki kabullerle toplumsallaşan, komünalleşen insan gerçeğiyle hegomon bir odak tarafından tahakküm altına alınan insan gerçeği farklıdır. Toplumsal özelimize dönersek; toplumsal kurumlaşmalarımız sürekler özelinde kimi özgünlükler göstermekle beraber Dergâh ve Ocaklar sistemi etrafında gerçekleşmiştir. Dergâh ve Ocaklar, etrafında toplumsal yaşamın üretim, tüketim, güvenlik gibi boyutlarda organize edildiği mekân ve odaklardı. Bu ara başlıkta ocaklar sistemine dair bazı vurgularla yetineceğiz.

Devletli uygarlığın tahakküm alanlarını genişletmesiyle beraber ocakların etki alanı sınırlanmıştır. Unutulmaması gereken boyut, Hak Yol toplumsallığının bazı dejenarasyonlara rağmen devletli uygarlığın beş bin yıldan beri ortaya çıkıp tahakküm kurduğu bölgelerde kendini bu günlere kadar yaşatıp taşıyabildiğidir.

Ocaklar sistemi dört temel kurum içermektedir. Hak Yol toplumsallığı bu dört kurum üzerinden vücut bulmaktadır. Bu kurumlar; Musahiplik, Rayberlik, Pirlik ve Mürşitlik kurumlarıdır. Musahiplik kurumuna atılan adımla aileyi aşan daha büyük bir toplumsallaşmaya, toplumsal örgütlülüğe ilk adım atılmış olur. Hak Yol toplumsallığı bu kurumlar üzerinden gerçekleşen “bire bir” örgütlenme modelidir. Tüm toplum, ocaklar sistemi üzerinden geliştirilen bu toplumsal örgütlenme modeli sayesinde yatay ilişkilerle biri birine bağlıdır. Bu ilişkilenme biçimi dinamik olup süreklilik arz eden, yaşanan bir haldir. Rayber, Pir ve Mürşit makamında olup bu kurumları temsil eden her birey aynı zamanda taliptir; musahibi, rayberi, piri ve mürşidi olması gerekir.

Bu ilişki biçimi bir zihniyet dünyasından kaynağını alır ve anılan kurumlaşmalarla toplumsallaşma vücuda gelir. Artık işlevsiz hale geldi, gereği yok denen bu kurumların gerekliliği konusu Hak Yol mensuplarınca yeniden değerlendirilmelidir inancındayız…

Bir Cevap Yazın