Kurumların Kadına Yaklaşımı, Kadının Kurumlardaki Yeri

0
302

ZEYNEP TOZDUMAN

KURUMLARIN KADINA YAKLAŞIMI, KADININ KURUMLARDAKİ YERİ, DEVLETLE İLİŞKİLERİ VE DEVLETE BAKIŞLARI

Erkek egemen ve İslam kültürüyle varlığını sürdüren toplumlarda kadının adı yoktur. Geleneksel toplumlarda dinlerin ve ekonomik yapılanmanın kıskacı altında kalan kadınlar, kapitalizmin en iyi sömürü aracıdır. Kadının ezilmesi, ayrımcılığa uğraması ve sömürülmesi tarihin bilinen en eski devirlerinden itibaren günümüze değin süregelmektedir.

Kadının ezilmesi ve yok sayılması üzerine yaklaşık iki yüzyıldır kadın hareketlerin ve feministlerin mücadeleleri sonucu kısmen aşılsa da işçi sınıfı ve burjuva feminizmi olarak bu gün kadın hakları konusunda sadece bir arpa boyu ilerleme sağlanabilmiştir. Kadının üreme sağlığı, seçme ve seçilme hakkı, politik güç, ev- içi şiddet, Kadına şiddeti önleyen yasalar, eğitim ve cinsiyet eşitsizliği gibi kadının statüsünün artırılmadığı bir ülke de kadın haklarından söz etmemiz mümkün değildir.

Türkiye’de kadınlar ve erkekler arasında ücret eşitsizliği yüzde 20 seviyelerinde olmasına rağmen Kamu kurum ve kuruluşlarında ucuz iş gücü olmasına nazaran halen kadınlar tercih edilmemektedir. Kadın erkek arası ücret eşitsizliği sadece Türkiye’nin sorunu değil elbette. Dünyanın her yerinde kadın ezilmektedir.

TÜİK’in raporuna göre ülkemizde çalışabilecek kadın nüfusu 30 milyon 630 bin kişi iken bunun sadece 9 milyon 209 bini çalışıyor. Ve 1 milyon 400 bin kadın hala işsiz. Ülke nüfusunun yüzde 10’luk en zengin tabakası ülke gelirlerinin 31.1’ini alırken, en yoksul yüzde 10’un payı sadece yüzde 2.2 civarındadır. Ülkemizde yoksulluk adeta kadının kaderi gibi lanse edilmektedir.

Kadının işgücüne katılımı ve kadın istihdamı ise gerici, yobaz anlayışlar yüzünden son yıllarda keyfi olarak engellenmektedir. Kadınların kamusal alandan dışlanması ve özel alana mahpus edilmesi de hep aynı gerici zihniyetin yansımasıdır.

Kadını eve kapatmak, Asosyal yaşaması ve aile içi köle olarak bakılması erkek egemen zihniyetin bir parçasıdır. Kitaplı dinlerin hemen hepsinde kadın 2. Sınıf varlıktır. Son 16 yıldır AKP sürecinde ülkemizde kadın hakları konusunda büyük bir geri dönüş vardır. Kadını eve kapatan, İslam’ın buyrukları altında baskılayarak giyim tarzından, yaşam biçimine kadar adeta Sünni İslam yaşam tarzına dönüştürülmektedirler. Ülkemizde Özgecan v.b. genç kadınlarımızın sözde açık giyim tarzı ve Alevi oluşları nedeniyle tecavüz ve katliamı hak gören anlayışların, yasaların kadınları korumaması/ cezasız kalması gibi nedenlerden ötürü bu gün çocuk ve kadın tecavüzleri çok artmıştır. Adalet Bakanlığına bağlı mahkemelerde her gün tecavüz ve şiddet olayları kadınlar ve çocuklar aleyhine karşı keyfi kararlar alabilmektedir. Ülkemizde kadınlar; kayıt dışı ekonomide, düşük maliyetle, yetersiz eğitimle, uzun çalışma koşulları içersin de çalıştırılmaktadır. Kamu kuruluşlarında özellikle hastaneler ve Milli Eğitim de taşeron firmalar aracılığı ile modern köle olarak çalıştırılan buna rağmen iş güvencesi olmayan kadınlarımızın devlete hiç güveni kalmamıştır. Devlet; bir an evvel kadınları ev işi, sosyal ve iş hayatında koruyup, kollayacak yasalar çıkarmalıdır. Demokrasi ve insan hakları konusunda gelişmiş ülkelerde kadınlar; milli gelirden aldıkları pay ile ölçülür. Ülkenin yarısını oluşturan kadınlar ekonomik gelirden neredeyse yok denecek kadar az yararlanmaktadır.

Kadınların; doğum ve emzirme vb. nedenlerden ötürü kamu kuruluşlarında çalıştırılmak istenmemesi kadının çalışma özgürlüğünün önünde büyük bir engeldir. Eşit işe eşit ücretin özel sektörde hiç hayat bulmadığı ülkemizde kamu kuruluşlarında da durum pek farklı değildir. Kamu ve Özel kuruluşlarda özellikle AKP sürecinde Alevi kadınların GBT’lerine bakılarak çok az alınması yine İslami bakış açısının kurumlara yansımasıdır.

Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan emekçi kadınların işyeriyle ilgili ekonomik, sosyal olarak yaşadıkları sorunları özellikle cinsel ve sözlü tacizleri ‘Kadın olmaktan ötürü’ mahall e baskısı nedeniyle bir üst merciye şikâyet edememekteler. Sadece cinsel anlamda değil hayatın her alanında kamuda kadınlar baskılanmaktadır.

Siyasal görüşleri nedeniyle bu gün kamu kuruluşlarında salt barış imzacısı olduğu için binlerce akademisyen ve Memur emekçisi kadın işinden, ekmeğinden olmuştur. İşten atılan kadınların büyük bir çoğunluğu Alevi, Solcu, Kürt ve komünist olmasından ötürü 4K diye nitelediğimiz nedenlerden dolayı KHK ile ilk atılanlar arasında yer alması da sizce bir tesadüf müdür?

İşinden, ekmeğinden, eğitim ve fırsat eşitliğinden yararlanamayan kadınlar devletle hangi noktada buluşabilir? Kadınları yok sayan, ev işi işçiliğine hapseden, Kadın taciz, tecavüz ve şiddetine karşı kadını korumayan, eğitim ve insan haklarından yararlandırılmayan kadınların devlete güvenmesi çok ama çok zordur.

Kadınların mücadelesi uzun soluklu bir mücadeledir. Ülkemizde ve dünyada kadının statüsü ve yerinin en iyi şekilde olabilmesi için kadın örgütlerine, feministlere, sosyalist yapılara çok iş düşmektedir. Kadınlar bu gün alabildikleri bir arpa boyu hakları direne, direne kazanmışlardır.

Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo iktidarı sırasında, Patria Mercedes, Minerva Argentina ve Maria Terasa isimli üç kız kardeş (Mirabel kardeşler) 25 Kasım 1960’da hapishanedeki eşlerini ziyarete gittikleri sırada arabalarından indirilerek tecavüze uğramış ve öldürülmüştü. Birleşmiş Milletlerin 1999’daki Genel Kurulu’nda alınan karar ile her yıl Mirabel kardeşlerin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım tarihi “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak anılmaktadır.

Direnen ve bu uğurda hayatını kaybeden kadınları bir kez daha saygıyla anıyorum.

Bir Cevap Yazın